Köyümün en saf, en içli, en derin hâlini kızını ve torununu gurbete uğurladıktan sonra, akşam vakti balkona oturmuş; hüznünü kendi içinde, sessiz sedasız yaşayan bir yakınımda gördüm. Sevdiklerimizi, yakınlarımızı, babalarımızı, kardeşlerimizi, çocuğumuzu gurbete yollamanın hüznünü serin akşamlarda bir başına, evinde kalakalan bir gönül anlayıp yaşayabilir.
Köyün gurbetten çektiği dillere destandır. Ancak nedense kimse bu hüznü dile getirmek istemez. Gurbete gönderdiğinin iyi olmasını, sağlık ve huzur içinde yaşamasını diler.
Gurbet köyümün hüzünlü yanıdır. Biz, o hüznü hep içimizde taşırız. İflah olur mu bilemem bu gurbet hüznü. İnsanı bir hoş eder, elini kolunu bağlar. Ne eylesen, ne desen derman olmaz. Akrabalarımız, yakınlarımız gurbetlerde, uzak diyârlarda bir yerdedir. Onları merak eder, dertleriyle dertlenir, yollarını gözleriz. Köyde gurbet sessiz sedasız ve böyle yaşanır.
Çocukluğumdan, babamı gurbete gönderdiğimizi hatırladığım ilk zamanlardan beri bu kavramı hep içimde, sessiz sedasız yaşarım. Gidenle üzülür, gelenle sevinirim. Zalım gurbetin çilesini gönülde duyarım.










