Dünyanın kendisi bir dert, dertsizliğin kendisi bir dert, o kadar şişirdiğimiz şu nefsin kendisi bir dert... Kötü olan şey derdin kendisi değildir, derdin bize ne söylediğini hissedememektir.
Bazen dertlerimi önüme koyuyorum. Bunlar bana ne diyor, diye onları dinliyorum. Kitap gibi okuyorum derdi. Sonra insana neler neler ilham ediyorlar!
Bendeniz, dünyada olup biten her şeyin ve eşyanın insana bir mesaj getirdiğini düşünüyorum. Mesaj anlaşılmadığı zaman uyarılar türlü şekillerde yinelenir durur. Dertler de böyledir. Bu olayın, durumun, sıkıntının bana anlatmak istediği nedir, diye düşündüğümüzde her şeye tepki gösteren bir varlık olmaktan çıkıp hayatı ve muhabbeti hisseden bir gönül olmaya başlarız.
Her sıkıntı, özü gereği insana çok şey söyler. Gönlümüz sıkılıyorsa bu, onun bizden bir şey istediği içindir. Karnımız acıktığı zaman midemizin bizi uyarması kadar doğal bir şeydir bu. Kalbimize keder veren her türlü hüzün de böyledir. Bize biraz tahakküm edip rahatımızı kaçıran her sıkıntı, muhatap alınmayı bekleyen insanlar gibi hayatın bir yanında ilgimizi ve dikkatimizi bekleyip durur.
İnsan özüne dönüp kendini bilmek için yaratılmıştır bir varlık. İnsanın yaratılış gayesi bu. Bunu hakikaten anlayana kadar ne zamanlar, ne devirlerden geçiyor. Kabul etmek gerekir ki, dertler ve kederler de bizi kendimize ve iç âlemimize sevk eden manevî kuvvetler hükmündedir.
Yasin Şen










