Hayat, takvim yapraklarından çok daha hızlı ilerliyor. Daha dün selam verdiğimiz birini bugün arayamaz hâle geliyoruz. Sabah “sonra konuşuruz” dediğimiz bir ses, öğleye varmadan sessizliğe karışabiliyor. İnsan bunu düşünmek istemiyor ama gerçek bu: Sabah uyanıp akşam eve döneceğimizin hiçbir garantisi yok. Hatta bazen akşamı değil, öğleni bile göremiyoruz. Günlük telaşlarımız içinde en çok ihmal ettiğimiz şey, birbirimize verdiğimiz değer. “Nasıl olsa var”, “yarın ararım”, “bir ara uğrarım” diye ertelediğimiz insanlar, bazen bir daha kapımızı çalmıyor. Sonra da mezar başında, hastane koridorlarında ya da bir taziye evinde keşke’lerle dolu cümleler kuruyoruz. O keşke’ler ise ne yazık ki kimseyi geri getirmiyor. Hayatın acı tarafı şu: İnsan, kaybetmeden anlamıyor. Bir baba hayattayken söylenemeyen teşekkürler, bir anne varken sarılmaya üşenilen omuzlar, bir dost yaşarken tutulmayan sözler… Hepsi, toprağın sessizliğinde yankılanıyor ama artık muhatabı olmuyor. Hepimiz çevremizde örneklerini görüyoruz. Sabah işe gitmek için evden çıkan bir genç, öğleden sonra kara bir haberle anılıyor. “Daha çok planı vardı” deniyor. Evet, vardı. Hepimizin var. Ama planlar hayatın kendisinden daha güçlü değil. Hayat, bazen tek bir saniyede yön değiştiriyor. Bir komşumuzla küs kalıyoruz, yıllarca konuşmuyoruz. Sonra bir gün ölüm haberi geliyor. Taziye mesajı yazarken parmaklarımız titriyor. Oysa bir “hakkını helal et” demek bu kadar zor olmamalıydı. Bir arkadaşımızı aramaya üşeniyoruz, sonra telefon rehberinde adı duruyor ama kendisi yok. Ölüm, bize acı bir ders verir: Her şey yarım kalabilir. O yüzden hayat, ertelenecek bir şey değildir. Sevgiyi sonra söylemek, değeri sonra göstermek, özrü sonra dile getirmek çoğu zaman geç kalmaktır. Bugün yanımızda olanlara daha dikkatli bakalım. Bir selamı esirgemeyelim, bir gönlü kırmamaya çalışalım. Anne babamıza “seni seviyorum” demek için özel bir gün beklemeyelim. Dostlarımızı sadece dertte değil, hayatta da hatırlayalım. Çünkü mezar taşları çok şey anlatır ama en çok da şunu söyler: Keşke biraz daha zamanım olsaydı. Bizim hâlâ zamanımız varken, değer vermeyi öğrenmemiz gerekiyor. Yarın değil, bugün. Çünkü yarının bize ait olup olmadığını kimse bilmiyor.










