İnsan, çoğu zaman başkalarıyla barışmak için çaba harcar. Kırılan ilişkileri onarmak, yanlış anlaşılmaları düzeltmek, affetmek gibi… Ama en zor barış, insanın kendisiyle yaptığıdır. Çünkü kendinle barışmak, geçmişinle, hatalarınla, eksik yanlarınla yüzleşmeyi gerektirir. Ve bu yüzleşme, dışarıdan görünmeyen ama içeride fırtınalar koparan bir süreçtir. Tabii ki bu süreci de iyi yönetebilmek meseledir.
Ben uzun süre kendime kızdım. Yapmadıklarım için, yapamadıklarım için, bugün tamamlamam gereken işi yarına bıraktığım için, söylediklerim için ya da söyleyemediklerim için, sustuklarım için vs… Her biri içimde bir yük gibi birikti. Zamanla bu yük, beni yavaşlattı. Hayallerimi, cesaretimi, neşemi, bazen de umuduma gölge düşürdü. Ama bir gün fark ettim ki; kendime kızmak, geçmişi değiştirmiyor. Sadece bugünü zehirliyor. Ve beni hayattan soğutuyor.
Kendimle barışmak, önce kendimi anlamakla başladı. Neden öyle davrandım? Neden o kararı verdim? Neden o insanlara güvendim? Bu soruların cevabı, suçlamak değil, anlamaktı. Çünkü insan, kendini suçladıkça kapanır. Ama kendini anladıkça açılır, hafifler ve iyileşir.
Barış, bir anda olmaz. Adım adım gelir. Önce bir hatayı kabul edersin. Sonra bir eksikliği kabullenirsin. Ardından bir pişmanlığı affedersin. Ve bir sabah, aynaya baktığında kendine daha yumuşak bir gözle bakarsın. İşte o an, sana barışın ilk ışığı yanmış olur.
Kendimle barıştıkça, başkalarıyla ilişkilerim de değişti. Başkalarına karşı düşünce yapım bile değişti. Daha az yargıladım, daha çok dinledim. Çünkü kendini affeden biri, başkalarını da affetmeyi öğrenir. Ve bu öğrenme, insanı daha insancıl yapar.
Bugün, geçmişteki benliğime teşekkür ettim. Hatalarımla, kırılganlıklarımla, cesaretimle… Hepsi beni ben yaptı. Ve ben, artık kendime savaş açmak yerine, kendimle yan yana yürümeyi seçiyorum. Ve ben artık kendimi çok seviyorum










