Hepimiz kendi içimizde bir bütünlüğü arıyoruz. Sevgide ve güzel yaşanmış bir çocukluğun dünyasında gizlenen bu hâlin insanda karşı konulmaz bir arzu hâlinde var olduğunu kabul edebiliriz.
Bütünlüğün zıddı dağılmaktır ve insan kendi hayatında bunu birçok defa yaşayıp tecrübe etmektedir.
İnsanı güçlü ve huzurlu kılan şey, bu hayatta ne yaşarsa yaşasın bir merkezde kalarak kendini koruyabilmesidir. Bu zor bir durum ancak insanın başka bir seçeneği de yok gibidir.
İnsanı bir bütün hâlinde tutan sevgi, niyet ve mânevî çabasıdır. Kendine yönelen ve kendini anlamaya çalışan bir insan kadar güçlü çok az şey vardır bu âlemde. Kendimize yöneldiğimiz zaman esasen birliğe yani vahdet hâline de yönelmiş oluyoruz. İnsanın Yaratıcı ile olan ilgisi de âlemdeki bütünlüğü yani vahdeti anlamaya çalışma hâlidir.
Pek çok insan çatışmanın, yarışmanın ve haklı çıkmanın insanı güçlü yapacağını zanneder. Halbuki bunlar insanı mânen zayıf kılar. Önemli olan sevgi ve bilgiyle bu âlemdeki birliği ve beraberliği anlamaktır. İnsanın huzuru da böyle mümkündür.
Hepimiz türlü şekillerde, meşrebimize ve halimize göre hayatı, insanı ve birliği anlamaya çalışıyoruz. Bunda başarısızlık diye bir şey yoktur. Çünkü insanın asıl vazifesi kendinden yola çıkarak âlemdeki bütünlüğü ve beraberliği anlamaya çalışmaktan ibarettir.











