Şimdilerde bir şey biriktirmeye pek tahammül edemiyorum. Hele kullanmadığım şeyleri evde tutamıyorum. Bunun hayatımda ne işi var, diye soruyorum. Çoğu zaman bunları elden çıkarmak için bir fırsat kolluyorum.
Önceden böyle değildim. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarım biraz da koleksiyonlarımla meşgul olarak geçti. O zamanlar oyuncak ve eşya pek alamazdık. Fakat elimize geçenin kıymetini bilirdik. Onlarla nice tecrübeler yaşardık. Sonra bunlar birikirdi. Kullandığımız kalemler bile kırılıp bozulduğunda bir çocuğun alet edevat kutusu diyebileceğim bir yerde tutulurdu. Sonra bunlar başka kalemlerin yapımında kullanılırdı.
Tasolar, oyun kartları, misketler biriktirirdik. Bunların büyük kısmı çocukluğumun yadigarı olarak hâlâ durur. Bunlar o vakitler bize inanılmaz bir keyif verirdi.
Bir çocuğun dünyasında koleksiyonlarının büyük bir yeri vardır. En hurda, en küçük şeyleri bile saklardık. Dediğim gibi bunlar bir kutunun içinde birikirdi. Bir gün amcamın oğlu Ümit Abimin böyle bir kutusunu yengem, gözümün önünde diğer amcamın oğlu Samet'e vermişti. İçim nasıl da cız etmişti. İçinde neler yoktu! Bir çocuğun küçük fakat derin dünyasını beslemeye yarayan birçok şey...
Sonra kitap biriktirdim. Pek çok kitap aldım. Gide gide daima istediğim bir kütüphanem oldu. Kitap alacağım diye üniversitede harçlıksız kaldığım çok oldu. Ankara'da Kızılay'a yürür, kitapçıları ve sahafları gezerek nice kitap alırdım. Doğru mu yaptım hâlâ emin değilim. Sonra kullanmadığım kaynakları çeşitli kütüphanelere ve kişilere verdim. Kitaplığımda epey bir seyreltme yaptım. Kütüphanem de gide gide alanımla ilgili neredeyse bir ihtisas kütüphanesi hâline geldi.
Şimdi hiçbir şey biriktirmek istemiyorum. Esasen biriktirmiyorum. Kullanmadığım bir şeye hayatımda bir yer veremiyorum. Yalnız bir zamanlar tutkuyla bu işe yönelmiştim. Kendimce neler biriktirmişim! Geriye dönüp baktığımda şimdi şaşıyorum. Çoğu zaman bunlar rüzgarın önünde bir sebeple bir yana savruldu.
İnsan bir şeyi biriktirmeye yöneldiğinde artık o şey tarafından yönlendiriliyor demektir. Eşyanın, daima birktirmenin, hep bir şeyler satın almanın hükmünde yaşamak insaf değildir.
İnsan bu dünyada hatıra, tecrübe, güzel duygular ve düşünceler biriktirmelidir. Zengin duygularla yaşanan bir hayat, bu dünyada yaşamanın gayesidir. Şu unutulmamalı ki, eşya hiçbir zaman hayatın yerini alamaz. Çünkü maddi değeri ne olursa olsun her şey bir gün geride kalır. Fakat tecrübe, duygular ve düşünceler bizimdir.
İnsan yaşarken hafiflemek ister. Yeni yerler görmenin, esasen tatil fikrinin özünde de bu vardır. Yalnız bunlar insanda gelip geçici bir rahatlamaya vesile oluyor. Asıl hafiflik eşyadan yana hayatımızdaki kalabalığı gidermeyle ilgilidir. Diğer bir bahis olmakla beraber işimize yaramayan insan ilişkileri de kurtulmamız gereken ağırlıklar arasındadır.
İşimiz değilse ve biz bu dünyadan gittikten sonra geride kalanların elden çıkarma konusunda aceleyle davrandığı her şey insan hayatına yazık ediyor. Onca eşya arasında insan ezilebiliyor. Halbuki insan hayatı yaşamak, tecrübe etmek ve tefekkür için vardır; eşyayı biriktirmek için değil...
Y. Şen










