İşler bir çıkmaza girdiğinde ve bence meseleye bir çözüm bulunmadığında özüme çekilirim. Elinden geleni yapmış bir insanın vicdanî huzuru içinde neler olacağını seyreder ve bundan da bir şeyler öğrenmeye çalışırım.
Dünyanın bütün meseleleri esasında çözümsüzdür, diyen bir adamın sözlerini uzun uzun düşündüm ben. Bu çözümsüzlük insanların niyetlerinden ve kafalarının içindeki karmaşadan ileri geliyor. Eğer bir şey olacaksa hayatın çok akıllıca tesadüfleri sayesinde işler derhal oluveriyor. Yaşam burada bizim neyi elde ettiğimize değil; mahrumiyet veya nimet içindeyken duruma nasıl tepki verdiğimize bakar ve bunu bir yere kaydeder.
Bazen ne yaparsak yapalım hiçbir şeyi değiştiremeyiz bu hayatta. Modern dünya da bence işlerin iyiden iyiye sarpa sardığı bir dünyadır. Zamanın hızı onun karakterini bugün daha çok ele veriyor artık. Her gün yüzlerce mesele ve dedikodu zihnimizi dolduruyor. Bir günün derdi bitmeden öbürü başlıyor.
Çözüm; elinden geleni samimiyetle yaptıktan ve çalıştıktan sonra bir kenara çekilmektir. Dedikodu ve şikayeti ayyuka çıkaran tiplerden uzak durmaktır. Hayatı mümkün olduğu kadar bir seyir hâlinde yaşamaktır. Dünyayı değil kendimizi kurtarmamız gerektiğini anlamaktır.
Hiçkimse bu dünyanın derdini halledemedi. Biz de halledemeyeceğiz. Fakat kendimizi anlayabilir ve nereden gelip nereye gittiğimiz meselesini bir gün çözebiliriz. Sevebilir ve âleme muhabbet duyabiliriz. Hayatı aşkla yaşabiliriz. Bir film seyrediyormuş gibi şartlanmadan ve kimseyi yargılamadan bu hayatı yaşabiliriz. Sonuçta bütün mesele insanın tercihine ve idrakine kalmış. Gerisi hep bildiğiniz gibi...
Y. Şen










