Bazen dünya bütün mevcudiyetiyle zihnimin içine doluyor. Böyle vakitler kalbim yoruluyor. Dünya, özü ve hâli gereği istilacı bir özelliğe sahip. İnsanı yutmayı isteyen ve bekleyen bir canavar gibi… Meseleyi anlamaya çalışmak, dünyanın bu yönünü görüp bilmek insanı biraz rahatlatıyor.
İnsan istilacı bir dünyanın içinde yaşarken kendine duygudan, fikirden, güzellikten yana bir âlem kurmayı bilmelidir. Kendine yönelmeli ve kendini tanımayı istemelidir. Aksi hâlde burası insanı kolayca yem edebilecek bir güçtedir.
Çoğu insan bu âlemde kaybolup gider. Halbuki kendini tanımaya, anlamaya yönelse ve ne istediğini bilseydi bu dünya onu yorduğu ve yalnızlaştırdığı vakit kendi özüne çekilmeyi, olan biteni bir vicdan süzgecinden geçirmeyi tercih edip huzur hâlinde kalabilirdi.
Düşünce bir insan için çok büyük bir güç de olabilir, büyük bir zaaf da… Vehimlerle dolu bir zihin bu dünya hayatında olup bitenleri sağlıklı bir şekilde değerlendiremez. Ancak sakin, durgun ve ne istediğini çok iyi bilen bir zihin burada dengede kalıp hayatı anlamlı bir şekilde yaşayabilir.
Dünya bizi arzularımızdan, aşırı isteklerimizden, vehimlerimizde vurur. O hâlde ne istediğini bilen ve sessiz kalabilen birine âlem kolay kolay zarar veremez. Dünyanın bütün mevcudiyeti onun için seyirlik bir manzaradan ibaret olmaya başlar.










