Doğadaki seslerin insana neden derin bir huzur verdiği konusu üzerinde düşündüm biraz. Bununla beraber insana ve onun elinden çıkan eserlere ait seslerin bize çoğu vakit neden pek huzur vermediği meselesini kendimce anlamaya çalıştım.
İnsana ait sesler genelde benliğin, kendini göstermek istemenin, bir ispat endişesinin, savunmanın, saldırganlığın yahut eleştirinin eseri olarak ortaya çıkar. Bu dünyada hiç dinmeyen samimi duygularla ve iyi bir niyetle hayatı yaşayan insanlar azdan azdır. Bundan ötürü söylediklerimiz derin bir şahitliğe dönüşemiyor.
Halbuki doğada derin bir kabullenmişlik ve sakinlik vardır. Bununla beraber her şey görevini eksiksiz yerine getirmeye çalışır. Doğada var olmak başlı başına bir ahenge katılmak demektir. Doğa sakinleri, samimiyet ve derinlikle insana pek çok şey anlatır! Doğa bize yaşadığını hissettirir. Onun varlığı derin bir şahitliğin eseridir.
Bu hayatta huzur vermek isteyen sakin kalmak zorundadır. Doğa sakindir. Halbuki insanlar pek de böyle değil. Kötü duygular, düşünceler ve niyetlerle mücadele etmeyi, en azından bunları bir dengede tutmayı bilmeliyiz.
Hırsın, kibrin, sürekli eleştirmenin perişan ettiği bir ağaç göremezsiniz. Ancak bu duyguların mahvettiği insanlar hiç de azımsanmayacak kadar fazladır. Dolayısıyla insan nasıl bir âlem olduğunu, duygu ve düşünce hâlinin onu nasıl yönlendirdiğini bilmelidir. Bu durum gide gide ondaki derin bir huzurun da ortaya çıkmasına vesile olacaktır.










