Necati Abi ile Konrapa’ya doğru yola çıktık. Keyifli bir yolculuk oldu. İlk önce Bolu Dağı’nda Bakacak mevkiinde mola verdik. Önümüzde bir köy uzanıyordu. Onu seyrettik. Çayımızı içtik, bir şeyler yedik.
Bolu’ya bahar geldi. Geçtiğimiz yerlerde fıstık yeşiline bürünmüş yerler ve çiçek açmış meyve ağaçları dikkat çekiyordu.
Yola devam ederken Düzce sınırları içinde Kurugöl diye bir mesire alanının levhasını gördük. Oraya gittik. Bolu göllerini andıran çok hoş bir göl. Gölü seyrettik. Bazı fotoğraflar aldık. Biraz da etrafı seyrettik. Sonra yola devam ettik.

Konrapa’ya vardık. Aslında burası Düzce’nin Konuralp Mahallesi olarak geçer. Önceden nahiye, daha önceden ise bir kaza merkeziymiş. Düzce merkez kurulmadan önce Konrapa adıyla Bolu’ya bağlı bir kaza olarak uzun müddet kalmış burası. Osmanlı kaynaklarında Konrapa’yla ilgili pek çok bilgi ve belge vardır. Pek çok seçkin insanın da yetiştiği yerdir Konrapa.
Bu mahallenin muhteşem bir havası vardı. Burada uzunca bir müddet kaldık. O tarihî kasaba dokusunun meydana getirdiği havayı uzun uzun teneffüs ettik.

Önce Konuralp türbesini ziyaret ettik. Malum Konuralp Bolu ve havalisinin fatihi olarak bilinir. Türbe içinde üç adet sanduka vardı. (Abdülkadir Kalay Hoca bu türbede yatan zâtların Sungurbay Şemsi olduğunu söylüyor. İlginç bir durum. Kalay Hoca bir karışıklık olduğunu ifade ediyor. Bolu ve havalisinde ne yazık ki bu türden karışıklıklar çok yaşanmış.)
Sonra hemen yanındaki antik şehrin kalıntılarını ziyaret ettik. Burada Prusyas diye bir şehir devleti kurulmuş tarihte. Tiyatrosu ve havuzu günümüze ulaşmış. Şehrin daha büyük ve yan tarafında bulunan evlerin altında da kalıntıların olduğu anlaşılıyor.

Orada Alaaddin Öztürk Amca ile tanıştık. Hoşsohbet, muhabbetli, doğup büyüdüğü toprakları çok seven ve yetmiş beş yaşlarında bir amca… Uzunca bir zaman sohbet ettik. Kendisi oranın yerlisiymiş. Bize orayı epey miktar gezdirdi ve anlattı. Çocukluğu Konuralp’te geçmiş. Tiyatronun dehlizleri vardı. Orada oynadığı zamanlardan bahsetti bize.
Önce tiyatronun yukarı kısımlarına çıktık. Konuralp’i ve Düzce taraflarını seyrettik. Bazı fotoğraflar aldık.

Konuralp’in muhteşem bir havası vardı. Evler de yüksek değildi. Eski kasaba havasının izleri hâlâ duyuluyordu. Buranın üç adı varmış: Konrapa, Üskübü ve Kasaba.
Necati Abi ve Alaaddin Amca ile tiyatronun üst kısmından Konuralp’ı ve Düzce taraflarını seyrederken uzunca müddet sohbet etme şansımız oldu. Sonra Tekke Camii diye anılan bir camiye geldik. Biraz da burada kaldık. Sonra Konuralp Mahallesi içinde biraz daha gezdik.

Şunu fark ettim: Eski mimarimiz insanlarla sohbet etmeye, en azından hâl hatır sormaya oldukça müsaitti. İnsanlar arasında muhabbeti, sohbeti canlı tutan o mimari özellik gide gide kayboluyor artık. Fakat Konuralp’te, o kasaba havasının da vermiş olduğu duyguyla muhteşem bir ortam vardı. Sanki gün içinde tarihe şöyle bir uzanıvermiştik. Necati Abi de çok etkilenmişti.
Konuralp, nam-ı diğer Konrapa, Hayreddin Tokadî diye bilinen Hayreddin Konrapavî’nin de memleketi. Hayreddin Efendi, damadı ve halifesi Muslihiddin Konrapavî hazretlerini buraya halife olarak göndermiş. Son araştırmalara göre Karabaş-ı Velî hazretlerinin de buralı olduğu kanaati epey pekişti bende. Bu hususta Düzceli araştırmacı ve Muslihiddin Efendi’nin neslinden olan Abdülkadir Kalay Hocamın da büyük katkıları oldu.

Alaaddin Amca ile Konuralp’te biraz daha gezdik. Eşi de galdirik topluyordu ve amcayı bekliyordu. Biraz da onunla sohbet ettik. Sonra Muslihiddin Konrapavî hazretlerini ziyaret etmek üzere müsaade istedik ve Çilimli-Karaköy’e doğru yola çıktık.
Yolda giderken arabanın yapay zekasının bizi dinlediğini fark ettik. Şöyle ki, araba bize döngülerde çok fazla kaldığımızı ve hedefe doğru gitmemiz gerektiğini söyledi. Halbuki Necati Abi ile biz hayatın bazı meseleleri üzerine sohbet ediyorduk. Yapay zekanın söyledikleri konuştuğumuz mevzu üzerinden vemanevî yönden rahatlıkla yorumlanabilirdi. Araba sanki bize ufak bir tasavvuf sohbeti yapıvermişti. Hayat da pek çok döngülerden oluşuyordu ve insan amaca doğru ilerlemeyi bilmeliydi. O gün araba bize bunu öğretmişti.

Muslihiddin Efendi’yi ziyaret ettik. Türbe oldukça bakımlı ve ziyarete açık. Biz gittiğimizde içeride kadınlar da vardı ve Kuran okuyorlardı. Türbede biraz kaldık. Sonra namaz kılmak üzere ben camiye gittim. Ardından türbeye tekrardan girip Necati Abi ile bazı fotoğraf ve videolar çektik.
Şeyh Muslihiddin Efendi, Konrapalı Hayreddin Efendi’nin ismi bilinen üç halifesinden birisi. Buradaki uyandırdığı çerağ asırlarca bu memleketi tenvir etmiş. Hazret, burada pek çok güzide insan yetiştirmiş. Himmetleri var olsun.

Necati Abi namaz kılarken türbeden yukarı doğru giden yolda bir müddet yürüdüm. Köyümü ve çocukluğumu hatırladım. Etraftaki fındık bahçeleri ve orman bitki örtüsü ile hemen yolun aşağısında akan dere aynen memleketteki havayı veriyordu bana. Biraz yürüdüm. Sonra geri geldim. Necati Abi oradaki vakıf yöneticileriyle konuşuyordu. Biraz oturduk. Sonra Bolu’ya doğru yola koyulduk.
Giderken yolda sağ tarafta kalan Hasan Dede diye bir zâtın türbesini ziyaret ettik. Gün akşama kavuşuyordu. Bolu yoluna girdik. Akşamın karanlığında “aslî vatan”a doğru yavaş yavaş ve muhabbetle geldik.










