Affetmek gibi ruha hafiflik veren çok az şey vardır. İnsan affederek ve affa uğrayarak huzura erer.
Esasen insan nefsi, terbiye olmak üzere bu dünyaya gönderilmiştir. Bu yüzden türlü dertlere, belalara, sıkıntılara maruz kalır. Dışarıda eleştirdiğimiz, yerdiğimiz, dedikodusunu yaptığımız kişiler ve durumlar büyük ölçüde nefsimizin bir elbiseye bürünmüş hâlidir. Hakikatte o olumsuzluk bizde olmasaydı bunlar gözümüze bile görünmezdi.
İster kabul edelim ister etmeyelim, bu dünya büyük bir mahkemedir. Yarın olacağını zannettiğimiz her şey (kıyamet, mahşer, sırat köprüsü vb.) bu dünyada olup durmaktadır. Fakat çoğunluğun bundan haberi bile yoktur. Tefekkürle çözülmesi gerekir.
Affetmemek bu mahşerin hesabını bitirmemek demektir. Nefis bunu kolay kolay sindiremez. İnsanı ne hâllere düşürür! Affettikçe insan kinlerinden, düşmanlarından, hayatını zora sokan şeylerden kurtulmaya başlar. Gerçekten affedebilmek gönlün cennetidir.
Kindar biri, asla dindar olamaz. Kindar birinin ibadetlerinin de hiçbir hükmü yoktur. Yûnus'un buyurduğu gibi: Kin tutanın yoktur dini.
İnsan ne çekiyorsa şu dilinden çekiyor. Biri bize bir şey yaptığında bunu her yerde anlatmak insanı perişan ediyor. Her kötülüğü, her olumsuzluğu her yerde anlatmak bir insana felaket olarak yeter de artar bile.
Ne yazık ki bu insan tipi dili yüzünden cehennemine daima odun taşıyor. Affetmek ve susmanın bir hayatı nasıl güzel ve nasipli kıldığının farkında bile değil.
Affettiğim ve unuttuğum her olumsuzluğun huzurunu yaşıyorum içimde. Affedemediklerim ise içimde cehennem ateşini körüklüyor. Olumsuzluklar ve kişiler hakkında konuşmayarak bu ateşi dengelemeye çalışıyorum.
Her manevî erdem gibi affetmenin huzurun kendisi olduğunu bu insan yeniden hatırlamalı. Aksi halde bugünün insanının işi çok zor. Kendisine türlü kötülükler edildiği hâlde "Ya Rabbi bilmiyorlar!" diyen Hz. Peygamber'in hâlini düşünün hele.
Y. Şen










