İnsan, en kederli olduğu vakitlerde bile içinde huzura açılan bir kapı arıyor. Derin bir hüzün, huzur arayışını da derinleştiriyor.
Huzur, bizi dışarıda kavgaya sevk eden herkes, her şey ve her türden konuyla ilgiyi kesmekte yatar. Çatışmak, insanın huzurunu elinden alan sinsi bir düşmandır. Dışarıda bir şeyle mücadele varsa orada huzur yoktur.
Huzur, insanın iç dünyasıyla ilgilidir. Çoğu zaman dengede kalmak, bir merkezde olup hayatı ibret penceresinden seyretmekle ilgilidir.
Her insan, kendi hâlinde huzuru arar. Onu, dışarıdan ve birilerinden ister. Dünyanın ve hadiselerin seyri, huzuru dış âlemde bulamayacağını insana acı bir şekilde öğretir.
Huzur, çoğu zaman az şey istemek, az harcamak, az insanla görüşmektir. Dışarıdaki dünyanın “çokluğu”yla beraber huzur da azalmaya başlar. Varlık, asla huzurumuzu artırmaz. Aksine her varlık ve benlik tezahürü, huzuru insanın elinden alır.
İnsan, dışarıda azalıp iç dünyasında çoğalmalı ve büyümelidir. Dış dünyada birilerinin bizi ne kadar tanıdığının, bildiğinin, gösterişin ve şöhretin hiçbir değeri yoktur. Hatta bunların insana birçok zaman zararı vardır.
Eğer bir şeyi yaparken, ararken ve söylerken içimizde genişliyor ve sözlerimiz hayatımızla bir uyum hâlinde olabiliyorsa biz huzurlu bir insanız demektir. Modern zannedilen insanın en büyük derdi de burada yatmıyor mu? Anlattığı, sosyal medyada paylaştığı, dışarıya gösterdiği ve söylediğiyle hep bir çelişki hâlinde yaşamaktır bu insanın en büyük derdi. Halbuki bütün bunlar, bir insanın iç dünyasını perişan eden şeylerdir. Bunun nedeni, içimizde ve bizde olmayanı başkalarına ispat etmek niyetinden yatar. Böyle bir durum varsa huzur, zaten orada barınamaz.
Bir şeye gerçekten sahip olan biri, onun ispatına girişmez, gösterişinde olmaz. Bir insan, gösteriş budalalığına, hele de iddiaya düşmüşse zaten gösterdiği ve anlattığı şeylerin fukarasıdır, onlara asla sahip değildir. Bir şeye sahip olmak, hakikatte bizzat “o şeye” dönüşmek olduğuna göre neyin reklamını yapacak, neyin ispatına girişeceksiniz! Dışarıdaki her varlık tezahürü sonuçta insanı üzer ve mânen de fakirleştirir.
Huzur arayışı özümüzde var olan bir hakikattir. Yalnız huzur, kibir ve gösterişten uzak bir şeydir. Gösterişe düşenler, huzurlu değildir. Huzurlu olmak, var olmak ve sahip olmakla ilgili de değildir. Belki en dertli, en yalnız, en üzgün zamanlarımızda bile özümüze dönüp onun içimizde zaten mevcut olduğunu hissetmek, bu âlemde niçin yaşadığımızı bilmek ve anlamakla ilgilidir.











