Akkuyu, NATO’nun 5. maddesi kapsamına doğrudan giren bir yapı olarak görülmüyor. Bu bir kolektif savunma unsuru değil; aksine ittifak içinde bir kırılganlık noktası olarak değerlendiriliyor. Eğer sivil üretimden çıkıp operasyonel bir rol üstlenirse, buraya yönelik bir müdahale saldırı değil, bir karşılık olarak yorumlanabilir. NATO’nun 5. maddesi ise otomatik değil, mutabakata bağlıdır. Böyle bir durumda mutabakatın oluşmayacağı öne sürülüyor.
Erdoğan zaten yönü belirlemiş durumda. Tayfun füze testi sonrası “Yunanistan sakin durmazsa Atina’yı vurabiliriz” açıklaması, menzilin niyete dönüşmesi olarak yorumlanıyor.
Türkiye’nin savunma sanayisi, menzil ve irtifa kapasitesini hızla artırıyor. Bora füzesi bir başlangıç noktası, Tayfun bunu iki katına çıkarıyor, Cenk ise daha ileri bir aşama. Türkiye’nin 1000 ila 3000 km menzilli balistik kapasite geliştirdiği ve Somali üzerinden Hint Okyanusu’na uzanan test hatları planladığı belirtiliyor.!
Bu hatlar artık çizilmiş durumda. Başkentler buna göre plan yapıyor. Bu sadece Yunanistan’ı ilgilendiren bir konu değil; Avrupa ölçeğinde bir mesele olarak görülüyor. Türkiye’nin uzay çalışmaları da aynı çerçevenin parçası sayılıyor. İsrail açısından bakıldığında, Anadolu, Kuzey Kıbrıs ve Afrika Boynuzu’ndaki unsurlar İsrail şehirlerini menzil içine sokuyor. Somali ve Kuzey Kıbrıs tek bir hat olarak değerlendiriliyor. Mogadişu’daki Türkiye üssü eğitim, lojistik ve test merkezi. Kuzey Kıbrıs ise ileri karakol. “Poseidon’un Gazabı” adı verilen çerçeve, belirli eşikler aşılırsa Türk güçlerinin bölgeden çıkarılmasını ve egemenliğin yeniden tesisini hedefleyen bir senaryoyu tanımlar. Bu, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs arasında koordineli bir askeri müdahale ihtimali olarak ele alınır. Kıbrıs, bu bağlamda aktif bir operasyon sahasıdır: Ateş gücü, insansız hava araçları, deniz kontrolü ve istihbarat. Bu unsurlar fiilen kullanılmaya başlandığında, süreç uyarı ile uygulamaya geçer. İleri unsurlar etkisiz hâle getirilir, altyapı sökülür, takviye yolları kesilir.
Eşikler aşıldığında mesele, Türkiye’nin kontrolü ne kadar sürdürebileceği olur. Türkiye topraklarının hedef haline gelmesi için eşik, Erdoğan’ın söylemleri değil, devletin fiili adımlarıdır. Türkiye’nin Hamas’a barınma ve finansman sağladığı iddiası bu noktada temel alınır.
Bu noktadan sonra, meşru müdafaa hakkı sadece saldırıyı durdurmakla sınırlı kalmaz; ilgili hedefleri etkisiz hâle getirmeyi de kapsar. İran örneği bu doktrini oluşturdu. Aynı yaklaşım NATO üyesi bir ülkeye uygulanırsa eşik daha yüksek olur, ancak mantık değişmez. NATO’nun 5. maddesi bir garanti değil, bir karardır. “Poseidon’un Gazabı” senaryosunda hukuki çerçeve sonucu belirler. Avrupa Birliği ülkeleri öncelikle AB hukukuna ve Lizbon Antlaşması’nın 42(7). maddesine bağlıdır. NATO’nun 5. maddesi ise uzlaşmaya bağlıdır. Türkiye sözden eyleme geçerse, NATO’nun 5. maddesi devreye girmez; aksine ittifakı böler. İsrail Türkiye ile savaş istemiyor. Ama buna hazırlanıyor. İran süreci bunun provasıydı. Teknik sorun çözülebilir. Siyasi sorun yönetilebilir. Hukuki zemin oluşturulabilir. Ama operasyonel fırsat penceresi giderek kapanıyor.
Hayırlı Cumalar diliyorum.
01 MAYIS 2026 CUMA










