Acilen yapmak zorunda olduğumuz şeyler var: Okul, aile ve danışmanlık birimleri arasında dijital değil, vicdanî bir “erken uyarı sistemi” kurulmalı. Sistem baştan sona değişmeli. Yıllardır Haçlı seferleri öğretisi derhal Haçlı saldırıları şeklinde düzeltilmeli. Orta Asya Türkistan şeklinde değiştirilmeli. Silahı güç, delikanlılık ve korunma aracı gören anlayışla toplumsal bir seferberlik halinde savaşılmalıdır.
Çocuğun odasına kapanması artık masum bir ergenlik davranışı değildir. Bu, yeni neslin yalnızlık biçimidir. Bu konuda hassas olmak gerekir. Her çocuk, bir yerde mutlaka istenmek, görünmek ve kabul görmek ister. Eğer evde istenmezse, sokakta istenir. Okulda görülmezse, çetede görülür. Kahramanmaraş’ta “Affet beni” diye feryat eden çocuk, aslında bizden af dilemiyordu; bizim suçumuzu bizim yüzümüze vuruyordu. Şu iki soruyu soralım: Biz kendimizi ne zaman hesaba çekeceğiz?! Bir sonraki “Affet beni” çığlığını mı bekleyeceğiz?!
Şanlıurfa’da ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar..
Ardından Mersin’de yaşananlar.. yakalanan bir öğrenci. Hepsi ‘bireysel saldırı’ gibi gözükse de bu kadar kısa sürede art arda benzer olayların yaşanması hepimizi derin bir endişeye, yüreklerimizi ise tarifsiz bir acıya boğuyor. Bu olaylar bize bir kez daha gösteriyor ki, mesele sadece güvenlik önlemleriyle sınırlı değil. Zaten İçişleri Bakanlığınca, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okullarda meydana gelen saldırıların ardından, 81 ildeki tüm eğitim ve öğretim kurumlarında güvenlik tedbirleri artırıldı.
Okulların önünde polis ekipleri dikkat çekerken havadan da dron ile çevre gözlemi yapılmaya devam edecek..Hiç kimse bundan sonra “okulda polisin ne işi var?!” serkeşliğine yatmasın.
Dijitalleşme çağında çocuklarımız ekran karşısında saatlerce vakit geçiriyor, şiddet dolu oyunlara, tehlikeli akımlara, zehirli içeriklere son derece kolay erişiyorlar. Ebeveynler olarak öncelikli sorumluluk bize düşüyor. Çocuklarımıza daha fazla zaman ayırmalı, onları gerçekten dinlemeli, hayatlarına samimi bir şekilde eğilmeliyiz.
‘Meşgulüm’ demekle geçiştirdiğimiz o dakikalar, belki de bir hayatı kurtarabilecekken elimizden kayıp gidiyor.
Çocuklarımızı korumak için bir ve beraber olma görüntüsü önemli..
Toplumsal psikolojiyi korumak, hele hele çocuklar söz konusuysa, bazen geçici bir sessizliği gerektirebiliyor. Çünkü bu elim olaylar bireysel ya da organize terör olayı ise zaten amaçlanan şey de öğrenciden veliye toplumun tüm katmanlarında paniği hâkim kılmak, vatandaşların devletine olan güvenini sarsmak değil mi?
Kesinlikle öyle..Okullarda öğretmenin disiplinine zarar veren veli baskılarından, ‘benim çocuğum asla yanlış yapmaz’ anlayışından uzaklaşmalıyız.
Çocuklarımızı olabildiğince ekrandan uzak tutmalı, televizyon dizilerindeki normalleştirilen şiddet sahnelerine, gündüz kuşağı programlarında milyonlara servis edilen kavgaya, hakarete, linçe ‘reyting’ diye göz yummamalıyız. Yine; ‘Çocuğum iyi bir kariyer yapsın diye her yol mübah’ mantığından vazgeçmeliyiz. Başarı adına ahlakı, empatiyi, saygıyı feda ettiğimiz her an, aslında geleceğimizi de feda ediyoruz demektir. Eğer bu kahredici gelişmelerden ders çıkaramazsak, ‘eski tas eski hamam’ diye devam edersek gerçekten büyük bir fırsat trenini kaçırırız. Okullarda gerçek manada disiplin ve değerler eğitimi güçlendirilmeli, ailelere dijital okuryazarlık ve ebeveynlik desteği sunulmalı, medya ve dijital platformlar daha sorumlu hale getirilmeli..Doğan Cüceloğlu’nun dediği gibi; ‘mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirmenin’ yollarına öncelik vermeliyiz..
Hayırlı Cumalar diliyorum.
22 MAYIS 2026 CUMA










