Lafonten, hayvanları konuşturarak insanlara ders verir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, ünlü eseri Mesnevî'de hayvanları konuşturarak insanlara çok derin ahlaki ve tasavvufi dersler verir. Doğu edebiyatındaki fabl türünün ve mesel geleneğinin en güzel örnekleri onun eserlerinde yer alır. Bu hikayelerde hayvanlar sıradan karakterler olmaktan ziyade, insan nefsinin zaaflarını, güzel ahlakı veya ruhsal halleri temsil eden sembollerdir.
Mevlânâ’nın hayvan hikayelerini kullanmasının temel amacı insanın kendi içine ayna tutmasıdır.! Mesela Köpek ile Horoz hikayesinde, hayvanların konuşmalarından kendi öleceğini anlayan bir adamın dünya malı için nasıl çırpındığı ve ölümü kabullenmesi gerektiği etkili bir dille anlatılır. Bunun gibi ben de bugün sizlere ders olsun diye bir hususu yaşayarak anlatacağım.!
Babam biz evden ayrıldıktan sonra gece televizyon açık uyumaya başladı. İlk başta “alışkanlık olmuş” diye düşündüm. “Yaşlı adam işte..Sesi seviyor herhalde” dedim.! Bir gece onda kaldığımda gerçeği anladım. Gece saat iki gibi su içmek için kalktım. Salonun ışığı kapalıydı ama televizyonun o mavi ışığı hâlâ yanıyordu.
Babam koltukta uyuyakalmıştı.
Üzerinde eski hırkası..Bir eli göğsünde, sanki üşüyormuş gibi kendi kendine sarılmış. Sessizce gidip televizyonu kapatayım dedim. Tam kumandaya uzanırken uykusunda mırıldandığını duydum:
“Kapama oğlum.. Evde ses olsun.!” O an içimde bir şey çöktü. Babam karanlıktan korkmuyormuş meğer.!
Sessizlikten korkuyormuş.!
Eskiden çayın hiç eksik olmadığı evin sessizliğinden..Kapı çalınca “Kim geldi?” diye heyecanlanılan günlerin bitmesinden..Akşam sofralarında herkesin aynı anda konuştuğu zamanların yok olmasından..Bir zamanlar çocuk sesleri dolan evde artık yalnızca duvarların kalmasından..Ve belki de en çok..Birinin çıkıp: “Baba bugün nasılsın?” dememesinden.!
Biz kendi hayat telaşımızdayken..
İş, güç, trafik, çocuklar, yorgunluk derken.!
O, gün içinde kimseyle konuşmadan saatler geçiriyormuş..Bazen sırf ev boş görünmesin diye televizyonu açık bırakıyormuş. İnsan sesi olsun diye..Birileri varmış gibi hissetsin diye..O gece uyuyamadım. Ellerine baktım..Bir zamanlar beni düşürmeden tutan ellere.. Okul harçlığım olsun diye kendi ihtiyacını erteleyen ellere..
Hasta olduğumda başımda sabahlayan ellere..Ve şunu anladım: Bazı yaşlı babaların paraya ihtiyacı yok. Bir çaya..
Bir yarım saat muhabbete..
“Bir şeye ihtiyacın var mı baba?” cümlesine ihtiyacı var.! Ama bir yerden sonra istemeyi bırakıyorlar..Yük olurum diye..
Rahatsız ederim diye.. “İyiyim oğlum” demeyi öğreniyorlar.
Belki de en acı olan bu.. Bir ömür evi ayakta tutan adamın..Geceleri yalnız hissetmemek için televizyon sesiyle uyumaya çalışması.. Bazı insanlar yaşlandığında “istememeyi” öğrenir. Çünkü yıllarca güçlü olmak zorunda kalmışlardır. İçten içe gelişen “yük olmayayım” çekirdek inancı, zamanla yalnızlığı kabullenmeye dönüşebilir. Halbuki bazen bir telefon, birlikte içilen bir çay ya da kısa bir ziyaret.. Yılların sessizliğini bir anda dağıtabilir.
Göçmüş bütün babalara rahmet olsun..Hayırlı günler diliyorum.
08 HAZİRAN 2026 PAZARTESİ










