Milli Eğitim Bakanlığının kavramlar konusunda gösterdiği hassasiyet ve öncülük, dalga dalga bütün alanlara yayılmalıdır.
Eğitimden medyaya, akademiden sanata kadar her sahada kendi medeniyetimizin kavramlarını yeniden diriltmeli ve hayatın merkezine taşımalıyız. Millî Eğitim Bakanlığının kavramlarla ilgili hamlesine bazı kesimlerin tepki göstermesi ise yıllarca ders kitaplarının Haçlı mantığıyla yazılmasının doğal sonucudur.
Merhum Cemil Meriç’in şu sözü bugün çok daha iyi anlaşılıyor:
“Haçlıların en büyük zaferi tarih kitaplarımızdır.”
Yıllar sonra ders kitaplarında ve müfredatta yapılan köklü değişikliklerin içimizdeki Haçlıları rahatsız etmesi, aslında Millî Eğitim Bakanlığının doğru yolda olduğunun açık göstergesidir.
Çünkü kavramlarımıza yapılan saldırıların, Haçlı saldırılarından farkı yoktur. O yüzden Haçlı seferleri yerine Haçlı saldırıları demek bir direniş ve diriliş hattı kurmak demektir. Medeniyet metinlerle kurulur; metinler ise kavramlarla inşa edilir. Entelektüeller fikir üreterek topluma istikamet çizer, siyaset kurumuna yön verirler. Bu sebeple kavram meselesi yalnızca bir dil meselesi değil; doğrudan doğruya bir istiklâl ve istikbal meselesidir. Geçtiğimiz hafta cumartesi günü Uluslararası Vuslat Platforumu’nun davetiyle Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in konuşmacı olarak katıldığı ‘Ufuktaki Yeni Türkiye İstanbul Buluşmaları'na katıldım.
AK Parti Hükümetlerinin eğitimde sunduğu imkanları dinlerken esasen alınan mesafeyi tekrar hatırladık. Konuşmasında 2002 yılı öncesinde Türkiye’de toplam 350 bin derslik olduğunu söyleyen Bakan Yusuf Tekin, “2002 öncesinde yapılmış 350 bin dersliğin yarısı deprem, yarısı da kullanım ömrünü tamamlaması nedeniyle artık yok. 2002 öncesinden kalma sadece 150 bin dersliğimiz var. Toplamda ise 750 bin dersliğimiz var” dedi.
Yani 600 bin yeni derslik kazandırılmış. Ve bu sınıfların hemen hemen tamamında akıllı tahta ve fiber internet altyapısı var. Bakan Tekin, akıllı tahtalarla birlikte dünyanın en büyük eğitim içerik ağı EBA’yı oluşturduklarını da ifade etti. Şimdi bu bilgileri Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki olayların ardından neden hatırlatmak istedim, biliyor musunuz? İşin fiziki boyutu ortada..Ciddi bir mesafe kat edilmiş. Yusuf Tekin’i takip ettiğim kadarıyla yıllar içinde işin fiziki altyapısının önemli ölçüde tamamlanmasıyla beraber, öğrencilerin millî ve manevi altyapısını güçlendirme noktasında ciddi bir gayret ortaya koyuyor. Bu konuya Uluslararası Vuslat Platformu’nun toplantısında vurgu yapan Bakan Tekin "Çocuklarımızı yetiştirirken vatandaşın bizden beklediği şey; millet olma şuurumuzu, millet olma bilincimizi çocuklara çocuklarımıza kazandırmalıyız. Bunu kazandırmanın yolu belli. 2000’li yıllar öncesindeki Türkiye’nin yaşadığı o ayrıştırıcı, ötekileştirici dili ortadan kaldırmamız lazım. Bizi bir arada tutan değerleri ön plana çıkarmamız lazım" ifadelerini kullandı. Bu ifadeleri Bakan Yusuf Tekin’in birçok konuşmasında duyuyoruz..Ancak bu elim hadisede dahi millî yaklaşıma ve İslam’a olan nefretini kusmak için birilerinin adeta aportta beklendiğini de görüyoruz. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve CHP’nin Gölge Millî Eğitim Bakanı Suat Özçağdaş, “Burada bu ülkenin çocuklarına sadece ideolojik takıntılarıyla birtakım radikal İslamcı tipler yaratmak isteyen bir güruh bakanlığı işgal etmiş. Tek dertleri bu. Bin yıldır Ramazan’ı kutlayan bir millete Ramazan’ı kutlamamız gerektiğini anlatmaya çalışıyor.
Timsah gözyaşı döken Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum buradan. ‘Çok üzülmüş, Allah ona sabır versin’miş. Bu ölümlerin sorumlusu sensin Erdoğan. İsyan ediyorum, kabul etmiyorum” diyerek yine İslamofobik bakış açısını ortaya koydu. Siyaset üstü meseleyi siyaset malzemesi yapmaya çabaladı ve daha cenazeler defnedilmeden ayrıştırma yapmayı tercih etti.
Bakan Yusuf Tekin eleştiriden lâ yüs’el değildir ancak bu meselede dahi kullanılan ifadelerin hedefi çok belli oluyor.
İsminde ‘millî’ olan bir bakanlığın ‘millî ve manevi değerlerimize’ sahip çıkması neden bu kadar rahatsız edici oluyor? Ya da kimi rahatsız ediyor? ‘Millî ve manevi değerleri tam anlamıyla inşa edilmiş bir öğrenci profili söz konusu olsaydı acaba bu içimizi yakan olaylara şahit olur muyduk?’ diye sormadan da edemiyorum. Feth-i mübinin 573. Yıldönümü kutlu olsun.
Hayırlı Cumalar diliyorum.
29 MAYIS 2026 CUMA











