Millî Eğitim Bakanlığının kavramlarımıza sahip çıkmak için attığı adımlar, bir zihniyet devrimidir. Bu hamle basit bir düzenleme değil tam bağımsız büyük Türkiye idealinin güçlü bir yansımasıdır. Milletimiz, bu cesur dönüşüme öncülük edenleri kıyamete kadar hayırla anacaktır. Allah hepsinden razı olsun.
Özellikle “Orta Asya” yerine “Türkistan” kavramının getirilmesi, başlı başına bir meydan okuma ve öze dönüş hamlesidir. Çünkü büyük coğrafyamızı fizikî saldırılardan önce kavramlar üzerinden tarumar ettiler. Sovyet Rusya, Türk milletinin evlatlarını birbirinden ayırdıktan sonra onların ortak hafızasını yok etmek için “Türkistan” ismini tasfiye edip yerine “Orta Asya” kavramını dayattı. Açık ve net olarak Türksüzleştirme ve kimliksizleştirme darbesiydi bu.
Zira “Türkistan” adı tarih taşıyordu, medeniyet taşıyordu, aidiyet taşıyordu. “Orta Asya” ise ruhsuz, köksüz ve kimliksiz bir coğrafya tanımıydı. Böylece aynı medeniyet havzasına mensup Türk topluluklarının ortak şuurunu zayıflatmak, tarihî bağlarını koparmak ve onları birbirine yabancılaştırmak istediler. Kavramlar üzerinden yürütülen bu sessiz işgalin bedeli ağır oldu. Bazıları Millî Eğitim Bakanlığının bu soylu çıkışına anlamsız tepkiler vererek kavramların önemini kavrayamadıklarının göstermiş oluyorlar. İnsan, gerçeklikle kavramlar üzerinden ilişki kurar. Düşünceyi kavramlarla inşa eder, dünyayı kavramlarla anlamlı kılar.
Bu yüzden savaşlar yalnızca cephede verilmez. Kavgalar bazen kavramlar üzerinden yürür. Egemen güçler kavram kargaşası oluşturarak toplumların zihinlerini bulandırır, insanları kendileri olmaktan uzaklaştırırlar. Çünkü zihni karışmış bir toplum hakikatle sağlıklı bağ kuramaz.
Bulanık zihinlerden fikir çıkmaz; sadece kaos doğar. Suyu bulandırdıkları gibi zihinleri de bulandırırlar. Böylece yönünü kaybetmiş toplulukları istedikleri gibi yönetir ve yönlendirirler.
Dilini kaybeden toplumlar zamanla kimliğini de kaybeder. Ardından kuru kalabalıklara dönüşürler. Çünkü fikir dil üzerinden üretilir. Düşüncenin kökü de medeniyetin mayası da dilde saklıdır. Emperyalistler ideolojilerini kavramlar üzerinden pazarlarlar. Cephede kaybettikleri savaşların intikamını kelimeler üzerinden almaya çalışırlar.
Çünkü emperyalistler yalnızca toprağı değil; dili, kültürü, hafızayı ve düşünme biçimini de ele geçirmek isterler. Kavramlarını dayatarak insanları kendilerine benzetmeye çalışırlar. Bugün açıkça görüyoruz ki zihinsel işgal, toprak işgalinden çok daha büyük yıkımlar meydana getiriyor. Toprağını kaybeden milletler yeniden ayağa kalkabilir; fakat dilini, hafızasını ve kavramlarını kaybeden toplumların yeniden dirilişi çok daha zordur. Bir milleti diz çöktürmek isteyenler önce onun kavramlarını hedef alır. Ardından düşüncelerinize, duygularınıza ve hayatınıza kolaylıkla hükmetmeye başlarlar. Kendimiz olabilmenin ve kalabilmenin yolu, kendi kavramlarımızla yeniden düşünebilmekten geçiyor. Çünkü kavramlar yalnızca dili değil, düşünme biçimimizi de belirler. İnsan zihni kavramlarla şekillenir; hayata geçirilen fiiller de büyük ölçüde onların çizdiği çerçevede ortaya çıkar. Son iki yüz yıldır büyük ölçüde Batılı paradigmanın kavramlarıyla düşünmeye çalışıyoruz. Bu yüzden yaşadığımız zihinsel savrulmaların bedelini ağır ödüyoruz. Özümüze dönmenin yolu sözümüze dönmektir. Çünkü söz hazinemizin ana unsuru kavramlardır. Onlar olmadan herhangi bir medeniyet iddiasında bulunmak mümkün değildir. Bu yüzden kendi kavramlarımızı yeniden hayata hâkim kılmak zorundayız. Bize ait olmayan kavramlarla kendi dünyamızı sağlıklı biçimde kavrayamayız. Millî şuur için köklerden beslenmekten başka bir yolumuz yoktur. Bu meseleyi büyük bir kültürel seferberliğe dönüştürmek mecburiyetindeyiz.
Kutlu istikbal rüyası için bu istiklal mücadelesini kavramlar üzerinden yürütenleri saygıyla selamlıyoruz. Şimdiden bayramımız mübarek olsun diyorum. Devam edeceğim.
Hayırlı günler diliyorum.
25 MAYIS 2026 PAZARTESİ










