Ders almadığımız ve bu konuda yeterli eğitimi vermediğimiz için maalesef tarih tekerrür ediyor. Kendi düşünce kalıplarının dar sınırları içine böylesine bir gösteriyi (!) sığdırmayı başarabilenler, bugün ABD-İsrail ikilisinin İran'a yaptıklarını görünce, sembolik de olsa 750₺’ savunma sanayine katkı payı uğruna hangi ortak sorumluluk duygusunu aşağıladıklarını düşünmüşler midir acaba?!
Eğer bütün bunlar yalnızca bilgisizlikten ya da meselenin mahiyetine yeterince nüfuz edememekten kaynaklanıyorsa, bugün yaşanan gelişmelerin, bu dar bakışın ne kadar yanıltıcı olduğunu göstermesi gerekir. Ama mesele bilgisizlik değilse, geriye kalan ihtimali ironik bir varsayımla ifade etmek gerekecek: Belki de Evangelist–Siyonist ittifakı füzelerinin kendilerine asla yönelmeyeceğine dair gizli bir teminatları var?!
Bu zihniyetin mensupları, Tekâlif-i Milliye emirleri karşısında nasıl bir tavır alırdı diye merak ediyor insan. Bir askeri giydirmemek için ihtiyaç fazlası elbiselerini yakarlar mıydı mesela? Mesele bu kadar vahim değil, onlar yalnızca kendilerini ifade ediyorlardı diyebilirsiniz.
Kendini ifade etme hakkı kimsenin tekelinde değil, herkesin böyle bir hakkı var. Bir de Türk savunma sanayisini karikatürize etme çabaları var. Elbette savunma sanayii projeleri eleştirilebilir. Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı sorulabilir. Bu demokratik bir haktır.
“Karton, maket, oyuncak, montaj...” Bunlar mühendislik temelli nitelemeler değil.! Daha çok psikolojik ve/ya ideolojik bir refleks niteliğinde. Bugünün dünyasında teknolojik iş birlikleri zayıflığın değil, modern üretimin doğasının bir parçasıdır.
O nedenle, Batı başkentlerine selam çakan maket, karton, oyuncak, montaj nitelemeleri; ucuz mizahın gücünden yararlanarak toplumsal özgüveni aşındırma stratejisidir.
Başka bir garabet de, ülkenin savunma teknolojisi üreten bir şirketinin tekrar tekrar hedef haline getirilmesi; “tek kuruş kredi kullanmadık, AR-GE desteği veya nakit hibe almadık” şeklinde açıklama yapmak, neredeyse yemin etmek zorunda bırakılmasıdır.
Normal bir ülkede savunma teknolojisi geliştiren firmaların devlet tarafından desteklenmesi tartışma konusu bile olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde savunma teknolojisi üreten şirketler “devletten destek almadık” diye kendilerini aklamak zorunda bırakılmaz.
Yüksek teknoloji üreten, ihracat yapan, mühendis yetiştiren, ülkenin caydırıcılığına ciddi katkı sağlayan bir şirket hakkında sürekli bir şüphe iklimi oluşturmanın veya aparat olmanın muhtemel nedenleri artık herkesçe bilinmektedir.
Eğer devlet desteği verilecekse, bunun en meşru adreslerinden biri yüksek teknoloji ve savunma sanayi değil midir?
Lockheed Martin'e düşman bir Amerikalı var mıdır bilmiyorum? Airbus SE, ThyssenKrupp AG, BAE Systems Plc, Thales SA ve Safran SA'dan nefret eden bir Avrupalı?
Neyse ki kendine özgü bir yapımız var. Sadece “bu SİHA'lar, Kızıl Elma'lar bizi koruyacağına tepemize ABD-İsrail füzeleri yağsın” diyenlerimiz eksik ama şimdilik.!
Modern jeopolitikte savunma sanayii yalnızca askeri bir alan değildir; diplomatik etki, teknolojik ekosistem, nitelikli insan kaynağı ve dış politika özerkliği üreten çok katmanlı bir güç çarpanıdır.
Bu nedenle tartışmalar sempati-antipati eksenine indirilemez. Teknik kriterlerden kopartılıp kültürel ve ideolojik bir kimlik savaşına dönüştürülemez. Böyle olunca ürünün niteliği, stratejik değeri ya da caydırıcılık kapasitesi değil; ona yüklenen siyasi anlam tartışmanın merkezine yerleşmektedir. Buradan da ne kamusal fayda çıkar ne de güven!
Savunma sanayi iktidarların değil, milletin gücüdür. Onu iktidarın alanı görenler, iktidar değişince dağıtmaya, yok etmeye yöneleceklerdir; yani İSTEMEZÜK diyecekler.!
Nihayetinde ABD-İsrail’in istediği de zaten budur.
Hayırlı Cumalar diliyorum.
24 NİSAN 2026 CUMA










