Yaş ilerledikçe pek çok insanın zihnini aynı soru kurcalıyor: “Bu unutkanlık normal mi, yoksa demans’ın başlangıcı mı?” En eski anılarımız hâlâ capcanlı dururken, önceki akşam ne yediğimizi hatırlayamıyoruz.. Çünkü beyin yaşlanmıyor. Beyin sıkılıyor.! Tekrar, rutin, heyecansızlık ve duygusal durağanlık beyni yavaşlatıyor. Geriye dönüp baktığımda, yaşlanmak dediğimiz şeyin çoğu zaman beynin “hayatla teması kaybetmesi” olduğunu gördüm.!
Beyin şaşırmayı bırakınca küçülür.! 40 yaşından sonra önce vücudumuz değil, beynimiz yavaşlamaya başlar. Bunun nedeni yaş değil; aşırı öngörülebilirliktir. Her gün aynı yolu yürümek, aynı insanlarla konuşmak, aynı haberleri okumak, aynı duyguların içinde dönmek, rutinlere sıkışmak.! Bunlar, beyne “beni artık çok çalıştırmana gerek yok” mesajı gönderir. Bilim buna “zihinsel hibernasyon” diyor. Yani beynin kış uykusu..Yeni yeni ülkelere uçtuğumda, ülkenin yerlileriyle oturduğumda, bilinmez
kültürlerin içine girdiğimde beynimin bir anda açıldığını fark ediyordum. Çünkü beyin yeniliği sever. Yenilik bulamazsa kendini kapatır. Yalnızlık, beyindeki nöronları şekerden daha hızlı öldürüyor.! Sessiz evler, sessiz akşamlar, birbirinin kopyası günler..Bunlar beyni görünmez bir çöküşe sürükler.! İnsan beyni, insan sesiyle canlı kalır. Sessizlik, dayanılmaz bir aşındırıcıdır. Ekranlar beyni kandırıyor, geliştirmiyor.! Bugün çoğumuz saatlerimizi ekrana bakarak geçiriyoruz ve bunu zihinsel faaliyet sanıyoruz. Ekran, zihni çalışıyor gibi gösteren bir illüzyon oluşturuyor ama nöronları uyutmaktan başka bir işe yaramıyor.! Beyni büyüten şey ekran değil; eylemdir: Okumak, yazmak, yürümek, yeni bir dil öğrenmek, sanatla uğraşmak, gerçek bir sohbet etmek. Kendi hayatımda bunu çok görüyorum. Yeni bir konuşma hazırlarken, bir yazı hazırlarken, canlı yayınlar yaparken zihnimin nasıl açıldığını, nasıl hızlandığını hissediyorum.
Bu yüzden ekranı mümkün olduğunca geri plana alıyor, zihnimi “kullanan” işlere yöneliyorum. Ha bir de affetmeyen insanların beyni daha hızlı çürüyor. Bilimsel bir gerçek bu.! Kırgınlık, öfke ve kin nörolojik toksindir. Bu yüzden affetmek yalnızca bir ahlak erdemi değil, biyolojik bir zorunluluktur. Bağışlamak karşıdakini değil, kendi beynimizi kurtarır. Bir insanın geleceğe dair bir heyecanı, beklentisi, planı yoksa beyin hızla kararmaya başlar. Dopamin düşer. Nöron üretimi azalır. Yaşam enerjisi söner. Demans; kişinin yakınlarını tanıyamaması, mekânı karıştırması, günlük hayatını sürdürememesi ve davranışlarının belirgin biçimde değişmesi gibi ağır bulgularla seyreder. Bugün toplumda gördüğümüz hafıza şikâyetlerinin büyük kısmı ise stres, uykusuzluk, yalnızlık, zihinsel rutin, duygusal yük, B12 eksikliği ve çoklu görev baskısından kaynaklanıyor. Bunlar demans değil; hayatın bizi zihinsel olarak köreltmesidir.
Beyni genç tutan şey yaş değil; yeniliktir.! Yeni insanlarla konuşun. Her yıl en az bir yeni şey öğrenin. Günlük rutininizi kırın. Affedin. Bir hedefiniz, bir hayaliniz olsun. Telefonsuz yürüyün. Ve mutlaka üretin.
Seyahat edin. Yeni bir yol, yeni bir yüz, yeni bir ses beynin en güçlü gençlik ilacıdır. Uzun yaşıyoruz, fakat uyanık yaşamıyoruz.!
Demans çoğu zaman bir hastalıktan önce bir uyarıdır:
“Hayatının sürprizleri bitti. Yeni bir şey yap. Yeni biriyle konuş. Yeni bir sayfa aç. Yoksa zihnin kapanacak.” Bugün 40’ından,
50’sinden, 60’ından sonra hâlâ
üretken, meraklı ve keskin kalan
insanların ortak noktası çok net: Ruhları genç, beyinleri meraklı, hayatları hareketli, duyguları akışta, planları hiç bitmiyor. Yaş değil, yaşama biçimi belirliyor geleceğimizi. Ben kendi adıma beynime bir söz verdim: Sıkılmasına izin vermeyeceğim.
Aynı sözü siz de verin. Çünkü mesele artık uzun yaşamak değil;
uyanık yaşamak. İbadetler insanı canlı ve ayakta tutar.! Hayye alassalâh; Haydi namaza.! Hayırlı Cumalar diliyorum.
12 HAZİRAN 2026 CUMA











