Bilmemeyi seçmek. Çünkü bilmeyen öğrenebilir. Ama bilmemeyi seçen, kendini kapatmıştır. Ve kapalı bir zihin, en yüksek sesle konuşandır. Bugün en çok konuşanlar, en az bilenlerse, bu bir tevafuk değil.
Bu, bir tercih. Cehaletin, bilinçli cehaletin saygınlığı artıyor.
Eskiden bilgiye ulaşmak zordu, şimdi bilgiye katlanmak zor. Çünkü bilgi, hızın düşmanıdır. Gösterişin düşmanıdır. Hazır cevapların düşmanıdır. Bilgi düşünmek ister, zaman ister, sabır ister. Ama bu dönem, hızlı olanı seviyor, yüzeysel olanı ödüllendiriyor, derin olanı dışlıyor.
Cehaletin Bir Avantaja Dönüşmesi
Bir fikri anlamak yerine, ona hemen tepki vermek daha değerli artık. Araştırmak yerine, inanmak daha kolay. Sorgulamak yerine, taraf olmak daha hızlı. Ve bu hız, insanı düşünmekten kurtarıyor.
Bu noktada cehalet, sadece bir eksiklik olmaktan çıkıyor, bir avantaja dönüşüyor. Çünkü bilmeyen, tereddüt etmez. Bilmeyen, sorgulamaz. Bilmeyen, kendinden şüphe duymaz.
Ne kadar az bilirsen, o kadar emin konuşursun. Ve ne kadar emin konuşursan, o kadar “güçlü” görünürsün. Bu yüzden cehalet, sadece kabul edilmiyor, ödüllendiriliyor. Artık insanlar doğruyu aramıyor, kendini haklı çıkaracak bilgiyi arıyor. Gerçek önemli değil, işine gelen gerçek önemli. Bilgi bir araç olmaktan çıktı, bir silaha dönüştü. Ve herkes, bildiğini değil, işine geleni savunuyor. Daha da tehlikelisi şu:
Cehalet, yalnızca bireysel bir durum değil artık. Toplumsal bir anlaşma. Sessiz bir uzlaşma. “Ben sorgulamayacağım, sen de benden sorgulamamı bekleme.” Çünkü sorgulamak rahatsız eder. Rahatsızlık değişim getirir. Değişim ise konforu bozar.
Bilgi Bir Tehdit Haline Geldi
Bu yüzden insanlar, bilmekten değil, uyanmak zorunda kalmaktan korkuyor. Bilgi yalnızlaştı. Düşünen insan, fazla bulunuyor. Soran insan, rahatsız edici bulunuyor. Derinlik isteyen insan, “zor” bulunuyor. Çünkü cehaletin hüküm sürdüğü yerde, bilgi bir tehdittir. Ama..
Cehalet sana özgüven verebilir, ama gerçeklik vermez. Cehalet seni rahatlatabilir, ama büyütmez. Cehalet seni alkışlatabilir, ama ilerletmez. Ve günün sonunda.. Herkesin sustuğu bir yerde, gerçek konuşmaya başlar. Ve gerçek, kimsenin fikrine ihtiyaç duymaz.
Hayatın Eksiklikleri ve Sabır
Hz Âişe (R.Anh)’nın evladı olmadı. Hz Meryem anamız hayatı boyunca bir eşe yaslanmadı. Hz Asiye Firavun'la, yani en zor eşle sınandı. Hz. Hatice kalbinin huzurunu, eşini kırk yaşında buldu. Hz Fâtıma maddi imkânı az ama değeri büyük bir hayat sürdü. Hiçbirinin yolu "kusursuz" değildi.!Hiçbirinin hayatı eksiksiz değildi.!
Ama hepsi, inançları ve sabırlarıyla en yüce kadınlar arasında anıldı. Demek ki geç kalmak, yalnız olmak, maddî zorluk yaşamak ya da yanlış insanların içinde kalmak; değerin eksik olduğu anlamına gelmez.
Herkesin vakti başka, herkesin sınavı başka. Doğru insan, doğru zaman ve doğru kapı; bazen sabrın arkasında saklıdır. Eksik sandığın yer, belki de seni yücelten yerindir.
Bozulan Çocuklar Mı Çürüyen Toplum Mu?
Bozulan çocuklar değil çürüyen toplum.!
Hemen hepimiz görürüz: Lokantada, yan masada oturan bir aile varsa..Ailenin çocuğu da varsa.. Anne-baba ve masanın etrafındakileri rahatsız etmesin, ağlamasın, bir şey istemesin diye eline akıllı bir cep telefonu verilir. Çocuk, bebek masası ile ana masadan ayrı tutulur ve herkes keyfine bakar..
Şimdi tekrar soruyorum: Bozulan çocuklar mı yoksa çürüyen toplum mu?!
Hayırlı Cumalar diliyorum.
15 MAYIS 2026 CUMA Şaban Öztürk










