Bir devlet niye vardır? Bir devlet niye ordu kurar? Bir devleti yönetenlerin kalkınmadaki esas hedefi nedir? Bir devlet teknolojide niye atılım yapar?
Bir devlet vatandaşların karnını neden doyurmayı hedefler?
Buradan hareketle sorgulamayı Türkiye'ye indirgeyelim..
Bizim niye ordumuz vardır?
Bu ordu sınırlarımızı niye koruyor? Bunun bir sebebi olmalı değil mi? Orduyu kuvvetlendirmede esas hedefin;
Türkiye'nin değer yargılarını korumak değil midir? Bizim fiziki düşmanımız emperyalist Batılı Devletler için Ordumuzu güçlendirirken onun hedefinin;
Düşman elinin ülkemizde varlık göstermemesi, ülkemizdeki ezanın ve bayrağın varlığının korunması değil midir? Bayrağı ve ezanı özele aldığımızda bunların içini dolduran tarihsel
bir kültürün varlığı söz konusu değil midir? Eğer düşman olarak gördüğünüz ülkelerin yaşamlarını içselleştirilmesini önemsemiyorsanız
Onlar gibi yaşamak ütopya olarak görülüyorsa; o zaman onlarla halkın yaşadığı noktada birliktelik kurulsun ve Savunma sanayine harcama yapmadan bir İsviçre, Norveç ve Finlandiya gibi olmak daha mantıklı değil midir?
Bu gerçeğin pratiğini bu ülke 1932 ve 1933'lü yıllarda yaşadı.!
Nasıl mı? Türkiye ile Yunanistan başkenti İstanbul olacak bir Türk-Rum devletinin kurulması tasarlanıyordu ve girişimlerde de bulunulmuştu..Çünkü Türkiye'yi yönetenlerin Yunanistan ile ortak bir yaşam kriterlerinde birleşmeleri vardı. Gelelim sonuca.. Müslümanlar olarak bu ülkede her türlü özgürlüğü kazandık. Devleti senelerdir yöneten siyonist ve Batıcı güçlerin imtiyaz haklarını ellerinden aldık..Savunma sanayi ve teknolojide gerekli adımları attık. Şehirlerimizi yaşanabilir hale getirdik.. Bütün bunlara eyvallah! Peki ya aile ve bu ülkenin 1000 yıllık değer yargılarının savrulmasını ne yapacağız? Çoğu müslümanlar bu alandaki yapması gerekeni yapmayıp maliyeti veya sorumluluğu tamamen Devletin başına plase edip sorundan kurtulduğunu sanmaktadır ki bu bir kolaya kaçmaktır. Unutmayın ki, Lut aleyhisselam zamanındaki marjinal cinsellikten dolayı Lut kavmi helak olmamıştır.! Helak olanlar emri bil maruf nehyi anil münkeri terkeden müslümanlardı.
Lut aleyhisselam Allah'a ulaşacak yolları tebliğ edip gerisini inananlara bırakmıştı. Nasıl alimler peygamberlerin varisleriyse; Buradan hareketle Devletin başı da o yolda olmayı hedef olarak görmesiyle Müslümanların önündeki tüm engelleri kaldırıp özgür yaptıktan sonra büyük sorumluluğu onların üzerine yüklemiştir.. Müslümanlar sorumluluklarını üzerlerine alıp gereğini yaparlarsa Devlet de atılması gereken adımları atar. Ama heyhat! Ytkili ya da sıradan herkes, STK'lar, gazete yazarları ve ekran yüzleri, Alim olarak görünen zatlar (istisnalar hariç elbette) bu alanda hiç mi hiç gayretleri yoktur..! Peki bu ülke nereye gidiyor? Bunun cevabı iki alanda kendini göstermesi kaçınılmazdır. Ya geçmiş toplumlarda olduğu gibi Allah'ın büyük bir imtihanına tabi tutulacak; ya da gelecekteki bir lider toplumun yapısına şiddetli (emir noktasında) bir dokunma yapıp düzelmesini sağlayacaktır.
Yoksa bugünkü Türkiye'nin sosyal yapısıyla net olarak küresel bir devlet olması imkansız gibi malesef. İşte bunun için pazartesi günkü yazımda; DEVLET BU REZİL ÇIPLAKLIĞA DUR DEMELİ demiştim. Çünkü herşey birden olmaz..! Birer birer ve sırayla..
Hayırlı Cumalar diliyorum.
05 HAZİRAN 2026 CUMA










