Rusya’nın ücra bir köyünde, rayların vidalarını sökerken yakalanan bir köylü sorgu odasındadır. Müfettiş:"Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?"
Köylü:"Sadece bir vida beyim..
Oltama ağırlık yapması için lazım.
Ben kimseye zarar vermem.
Hem tüm köy böyle yapar; bir vidayı sökeriz, birini bırakırız. Fizik dersinde öğrendik, yük dağılır, tren devrilmez.!" Müfettiş:
"Delilik bu.! Muhtar görmüyor mu bunu?" Köylü: "Görmez olur mu?
Karakolun ve kendi evinin kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta..."
Mesele para değil, mesele alışkanlık.! Adaleti ve ahlakı çocukken öğretmezseniz; büyüdüğümüzde cebimiz para görse de biz o vidaları sökmeye devam ederiz.!" Müfettiş, trenle dönerken camdan dışarıyı izlerken kendi kendine mırıldandı: "Bu sefalet bir gün felakete yol açacak..." Tam o sırada ray kenarında elinde iki tane vida tutan küçük bir çocuk gördü. Çocuk gülümseyerek el sallıyordu. Müfettiş dehşetle bağırdı: "Treni durdurun.!" Ama çok geçti. Kulakları sağır eden o metal çatırtısı duyuldu.! Çocuk ne fizik biliyordu ne de "bir söküp bir bırakma" kuralını. Tren devrildi. Cehaletin ektiği tohum, adaletsizliğin suladığı toprakta dev bir felaket olarak biçilmişti.
Asıl suçlu kim mi? Cehaleti normalleştiren toplum, çıkarı ahlakın önüne koyan düzen, “Bir şey olmaz” kültürü, ve yanlışa sessiz kalan herkes..! Çünkü bazı toplumlar bir anda çökmez. Önce vidaları gevşer. İbn Haldun’un devletlerin yaklaşık 120 yıllık bir ömre sahip olduğu ve bu ömrün dört nesillik bir döngü üzerinden şekillendiği yaklaşımı var. “Terörsüz Türkiye” sürecinin “riskleri” temelinde Türkiye’nin geleceğini düşünürken bu yaklaşımın dikkate alınması faydalı olacaktır. Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana 100 yılı aşmışken, İbn Haldun’un teorisi/yaklaşımı doğal olarak şu soruyu gündeme getirmekte: Biz bugün hangi nesildeyiz ve geleceğe hangi istikamette gidiyoruz? İbn Haldun’a göre birinci nesil, “kurucu nesildir”; bahadırlık, atılganlık, şeref ve ululukla devleti kurarlar. Birinci Dünya Savaşı, Milli Mücadele ve yüzbinlerce şehit denkleminde kurucu nesil var. İbn Haldun’a göre ikinci nesilse kurucuları taklit eder; onların bıraktığı güç ve kurumlarla refaha erişmişlerdir.
Cumhuriyet’in ikinci yarım yüzyılı, modernleşme projelerinin yerleştiği, devlet kapasitesinin artırılmaya çalışıldığı, ancak aynı zamanda (İbn Haldun’un uyardığı gibi) asabiyetin bir miktar gevşediği bir evredir. Bu gevşemenin farkında olunmuş ki, kurucu figürleri yüceltme ve koruma devreye sokulmuştur. Bu nedenle, bu dönemde devletin gücü toplumun tamamına sirayet etmek yerine, daha seçkinci/elitist bir karakter taşımıştır. Üçüncü nesil, İbn Haldun’un deyimiyle “hakir yaşamayı tabiat hâline getiren”, asabiyeti neredeyse tamamen kaybetmiş nesildir. Bu aşamada devletin kurucu karakteri unutulmaya başlanır; direnç zayıflar, kimlikler çözülmeye başlar, dış unsurlarla güç devşirme arayışı artar.
Türkiye’nin 1980 sonrası döneminde, küreselleşme dalgası, ekonomik kırılganlıklar ve toplumsal kutuplaşma gibi faktörlerin etkisiyle zaman zaman bu aşamaya yaklaşılmıştır. Dış etkilere/manipülasyonlara açık hale gelen siyasal zemin, iç uyumu zayıflatan ve neredeyse asabiyeti devre dışı bırakan yeni gerilimler doğurmuştur. İbn Haldun’un dördüncü nesli ise ihtiyarlık dönemidir. Asalet ve şerefin tüketildiği, devletin kendini yenileyemez hâle geldiği safhadır. Bugün Türkiye bu aşamada değil; fakat bu aşamaya sürüklenme riskleri görünmez de değil. Ekonomik kırılganlıklar, siyasetin zaman zaman “düşmanlık” eksenine sıkışması, kurumsal erozyon, toplumsal güven kaybı ve liyakat tartışmaları, dördüncü nesle giden patikanın işaretleri olabilir,
Allah muhafaza. Fakat İbn Haldun’un yaklaşımını mutlak bir şema gibi okumak yanlış olur. Devletler yıkılabilir, yıkılmıştır da; ama kendini yenileyebilen devlet/ler bu “ölüm” döngüsünü kırabilir. Osmanlı döneminde “yenile(n)me” işlemi devşirmeler yoluyla mümkün olmuştur. Devşirmelerin de (karanlık yapılar tarafından) devşirilmesi ise,Osmanlı’nın ölümü olmuştu ama!
Hal böyle olunca, bugün Türkiye’nin önündeki en kritik hamle, İbn Haldun’un devletlerin çöküş sebepleri arasında saydığı asabiyet kaybını “tersine çevirecek bir yenilenme iradesi”ni ortaya koymak. Adalet mekanizmasının güçlendirilmesi, kurumların güven tazelemesi, ekonomik istikrarın sağlanması ve toplumsal kutuplaşmanın azaltılması, dördüncü nesle sapmadan “yeniden kurucu bir nesil” çıkarmanın yoludur. Tabii olarak, “yeni(lenmiş) kurucu nesil” demek aynı zamanda “yeni kurucu lider” demek. Eğer Türkiye bu yenilenmeyi başarırsa, İbn Haldun’un döngüsü bizim için “ölüm” değil, “uyarı” olarak kalır. Gelecek ise yeni/den bir kuruluş iradesiyle şekillenir. İşte “Terörsüz Türkiye” süreci, bu hususta belirleyici olacaktır.
Hayırlı Cumalar diliyorum.
19 HAZİRAN 2026 CUMA










