Aklım düşünce âleminin hudutlarını zorlarken sanki hayatım da kaderimi zorluyor. Çok uzun yolları yürüdükten sonra önüme çekilen kayadan bir duvarla engellenmişim hissiyle yaşıyorum. Önceleri çok şey yapmak arzusuyla dolup taşıyordum. Şimdi ise gerekli olanı gerektiği kadar yapıp bir kenara çekiliyorum. Sadece seyrediyorum. Kendimi, hayatımı, bir manzarayı, insanları ve filmleri…
Çoğu vakitlerde içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Yapılması gerekenler yapılmış gibi öyle bekliyorum. Sadece belirsizlik var. Artık zorlama şeylerden ve işlerden hoşlanmadığım gibi kaçıyorum. Bunları yapmıyorum ve artık bu şekilde çalışmıyorum.
Bu hayatta fark ettiğim en önemli şey, zorlayarak veya tutkuyla yaptığım şeylerin sonunda elime geçen koca bir hiçliktir. Bu elbette dışarıya yönelik olarak böyle.
Hayat bana bir şeyi kendim için, gönülden gelerek yapmamı öğretirken biraz acımasız davranmıştır. Yaşarken bazı bedeller ödedim. Bütün bedelleri bir şeyi çok iyi anlamak için ödemiş gibiyim. Bütün kaybettiklerimi de öyle.
Anladığım şey, bütün canlılığına rağmen dünyanın koca bir yokluk diyârı oluşudur. Ne yaparsam yapayım kendi başımayım ve koca bir hiçliğin tam ortasındayım. Bir şeyi insanlara beğendirmek için yapmak kadar yanlış ve hatalı bir durum yok gibidir benim için.
Nihayet seyrediyorum, sadece seyrediyorum.










