“Büyük Türkiye... Bu da bizim rüyamız.”
Mustafa Tatcı
Mustafa TatcıHoca’nın en büyük dertlerinden biri Türkiye’nin her alanda büyüdüğünü ve dünyanın vicdanı olduğunu görmektir. Bunun için çalıştı, çalışıyor ve bunun için yaşıyor. Erenlerin bu konuda çok önceden attığı imzanın tahakkuk edeceğini görenlerden ve bilenlerdendir. Yaptığı her şeyin, çalıştığı her eserin ülkenin geleceğine yönelik olması da bu bilincin ürünüdür. Her zaman çok çalışmak, yılmaz bir azimle ülkeye bir şeyler kazandırmak, büyümek ve medenî birikimimizi yeniden canlandırmak için gösterilen bunca gayret başka nasıl açıklanabilir!
Onun “Büyük Türkiye” ideali üzerinden birçok teklifleri olmuştur. Özellikle gençlerin bu ideal için hayaller kurmaları ve buna göre yetişmeleri onun en büyük isteğidir. Onun “Gençler büyük ve güçlü Türkiye’ye göre hazırlanınız.”, “Küçük kafalar büyük Türkiye rüyasını göremez...”, “Her müslüman Türk genci büyük Türkiye'nin rüyasını görmeli ve bunun için çalışmalıdır...” ve “Hiç şüpheniz olmasın ki 21. asır Müslüman Türklüğün asrı olacaktır.” ve “Allah bizimledir.Hak erenlerin nefesiyle muhafaza edilen bu topraklarda hiçbir hain-i bî-din gayesine ulaşamayacaktır.” sözleri de bu isteğin bir ifadesidir.
Mustafa Hoca’nın sosyal medyada paylaştığı “Bu bir dipnot değildir: Türkiye bu yüzyılın ortalarında lider devlettir, çocuklarınızı ona göre eğitin, yönlendirin. Büyük devletin büyük düşünen çocukları olmalıdır” sözleri de gençlerin hangi istikamette yetiştirilmesi gerektiğine işaret eder.
Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra uzun süre kimlik bunalımı içerisinde kalan ülkemiz, zaman içerisinde yeni ufuklar görmüş ve gücünün de hangi boyutlarda olduğunu keşfetmiştir. Mustafa Hoca, bu hadiselerden sonra Türkiye’nin bütün zincirlerini kırdığını düşünmektedir. Bu arada belirtilmesi gereken hususların başında ülkemizde ne kadar bölücü, yıkıcı ve memlekete zarar verici faaliyet varsa onun bunlara karşı gösterdiği tepkidir. Onun yine “Ey Sen! Hala anlayamadın mı, Cenab-ı Hak bu ülkenin, bu milletin, bu coğrafyanın bölünüp parçalanmasını istemiyor... Vazgeç.” sözleri bu zararlı oluşumlara karşılık en net ifadelerinden birisidir.
Osmanlı Devleti ve Büyük Türkiye hakkındaki yorumları çok dikkat çekicidir. Bunlar bir insan-ı kâmilin devlete bakışını yansıtması açısından dikkati çeker. Bu anlamda Mustafa Hoca Anadolu’nun zenginliklerle dolu olduğunu söyler. Cemâleddin azizin “Anadolu Anadolu, neler dolu neler dolu…” sözleri de coğrafyamızdaki bu saklı zenginliği ifade eder. Mustafa Hoca, Osmanlı ve Türkiye hakkında şöyle der: “Osmanlı petrol için parçalandı.Cenab-ı Hak Anadolu’ya neler neler gizledi. Bu yüz senelik kayıp Anadolu’daki gizli hazineler açığa çıktıkça hakkımız olan değerler iade edilecektir.Adl-i ilahi mutlaka tecelli eder. Türkiye uyanık durmalı gardını ona göre almalıdır.”
Mustafa Hoca, Mehmet Kaplan’ın “Büyük Türkiye Rüyası” isimli eserinin özellikle gençler tarafından okunması gerektiğini sık sık hatırlatır. Onun “Ne diyordu Mehmet Kaplan Hoca,Büyük Türkiye Rüyası…Bugün hayatta olsaydı sanırımBüyük Türkiye Gerçeği'ni yazardı…” sözleri Kaplan’ın gördüğü rüyanın artık tahakkuk etmeye başladığının bir insan-ı kâmil tarafından da ifadesidir.

Büyük Türkiye, ülkemizin her alanda kalkınmasını ve toparlanmasını ifade eder. Bu anlamda bu idealin “vahdet” kavramı etrafında düşünülmesi gerekir. Mustafa Hoca’ya göre Türkiye, içerideki meselelerini hallettikçe, gönül birliğini sağladıkça ve irfânî bilgiyi yaşayan, en azından bu bilgiye âşinâ nesiller yetiştirdikçe bu ideal gerçekleşebilecek. Fakat hocanın bazı hususlarda asla tavizi yoktur. Bunlardan en önemlisi zaman, sağlık, gençlik gibi nimetlerin farkına varıp bunları en iyi şekilde değerlendirmektir. Bu nimetlerin bilincinde olmayanlara karşı şu sözlerini okuyalım:
“Ağaç katliamı, tarım arazileri katliamı, tarih ve kültür katliamı, zaman katliamı, genç beyinlerin katliamı, gönül katliamı… Aç bir kurt gibi doğmadan öldürdüğümüz aşklar… İnkılap yetmiyor devrim gerek…”
Tatcı Hoca, hizmetleriyle, çalışmalarıyla, fikirleriyle, kitaplarıyla Büyük Türkiye’yi bugünden şekillendirien bir isim. Bu gerçeğin teslim edileceği zamanlar bizce çok yakın. Faaliyetleri düşünüldüğünde bunun böyle olduğu rahatlıkla anlaşılabilir.Fakat büyük Türkiye’nin kuruluşu Mustafa Hoca’nın “Türkiye marifet ve hakikat sahibi kültür adamlarıyla kalkınacaktır. Başka yolla değil.” sözlerinden de anlaşılacağı üzere hakikat ve marifet ehli kişilerle olacaktır. Onların adaleti, liyakati, aşkı, tevhidi ve irfanı esas alan bir anlayışla kurdukları nizam elbette Türkiye’yi yükseltecek ve ülkemizi dünyanın vicdanı hâline getirecektir. Şüphesiz bu marifet ve hakikat adamlarından biri de Mustafa Tatcı’dır.
Derdi Türkiye’nin büyümesi ve dünyanın vicdanı hâline gelmesi olan, hem hayatı hem de eserleriyle onu nasıl sevmek gerektiğini anlatan Mustafa Hoca bunu bize bilfiil yaşayarak göstermiştir. Bu sevgide memleketin taşına, toprağına, kurduna kuşuna, hâsılı her yerine ver her şeyine duyulan ve bir vahdet neşesinden beslenen bir aşk vardır.
Türklük her dönemde dünyanın vicdanı olmuştur.Yaşadığımız yer çok kritik bir coğrafyadır. Dünyadaki bütün mevzu, burada ve etrafımızda döner. Yaşanan hâller de zaten bunun birer ispatı değil midir!
Dolayısıyla ülkemiz üzerinde oyun kuranların en çok ilgilendikleri hususların başında gençler gelir. Gençlerimiz büyük ideallerin, köklü bir idrakin ve derin bir irfanın çok ötesine düşmüş ve adeta savrulup duruyorlar. Bu anlamda gençlik ve eğitim konularında şuurlu ve planlı olmak gerektiği ortadadır.
Gençlerimiz kendilerini toparladıkça, bu topraklar üzerinde yaşayan erenlerin mirasına sahip çıktıkça ülkemiz elbette ciddi bir toparlanma sürecine girecektir. Mustafa Hoca’nın “Türkiye’nin şeytanı köle eden bir nesle ihtiyacı var. Bunun yolu, Kur'an, Resulullah ve Ehlullah’tan geçer...” sözleri böyle bir nesli tekrar yetirştirmeninyollarını bize göstermektedir. Esasen ülke olarak başka bir çaremiz de yoktur.
Dolayısıyla Türkiye daima büyümek ve insanlık değerlerini dünyaya yaymak zorundadır. Türkiye’nin her alanda büyümesi bir mecburiyet, bir kader olarak yorumlanmalıdır. Tarihin, coğrafyanın, geleceğin bize biçtiği vazife budur. Ancak bu vahdeti idrak edenlerin, tevhidi yaşayanların görüp anlayabileceği bir büyüklüktür. Türk hükümdarlarının ne zaman yanlarında bir Uluğ Türk, bir Tonyukuk, bir Dede Korkut, bir Geyikli Baba, bir Şeyh Edebâli, bir Hacı Bayram-ı Velî, bir Akşemseddin gibi zevâtzuhur etse milletimizin cihana hükmeden bir cihangir devlet olduğu görülür. Tarih bunun şahididir. Çünkü Türkiye her şeyden evvel bir mânevî bütün olmak durumdadır. Bunun içinse yöneticilerimizin devlet ve millet için kendine kıyarcasına çalışan kâmilleri bulup ortaya çıkarması gerekir. Geçmişte olan buydu, şimdi de olması gereken budur.
Evet, Türkiye’nin büyümesi onun kaderi, onun alınyazısıdır. Ülke ve Türklük aleyhine her kim ne yaparsa yapsın, bu süreç içinde ve sonunda elbette bunun bedeli gerektiği gibi ödenecektir. Çünkü yükselen dünyanın vicdanı Türkiye’dir. Böyle olmak da zorundadır. İster kabul edelim ister etmeyelim; coğrafyanın ve kaderin bize biçtiği görev budur.











Allah razı olsun Amin, değerli hocam bu ülkenin en sevdalısıdır. Büyük Türkiye'nin kurulması için uzun süre bu konuda gerek yayınları gerekse eğitimleri ile büyük çaba içindedir. Hakikat ve Marifet ehli olarak ve büyük tecrübesiyle devletimizin hocamızdan istifade etmeli ve hey konuda desteklenmelidir. Selam ve dua ile
Rabbim hocamızdan razı olsun, Devletimizi ebedi müddet payidar eylesin ,iç ve dış şer odaklarından muhafaza eylesin Àmin
Allah razı olsun Amin Rabbim değerli hocamızdan razı olsun Âmin, Devletimizi ebedi müddet payidar kılsın, iç ve dış şer odaklarından muhafaza eylesin Âmin selam ve dua ile
Hocamız bir tiyo veriyor. İnşallah anlaşılır yetkililerce. Çok önemli bir dert bu. Kim dertlenecek göreceğiz. Özümüze dönelim diyor. Bu millet bu devlet ancak Hocamızın yazısında bahsettiği kültür e omuz verirsek değer verirsek Büyük Türkiye oluruz diyor. Ne kadar da önemli ve acil ilgili kurumların aksiyon alması gerekir . Böyle derdi olan Hocalarımıza değer verip bir an önce fiiliyata geçmek gerekir.