Tarihte bizi besleyen, kültür ve medeniyetimizde gür bir kaynak gibi beliren şahsiyetleri ayırt etmemize imkân veren en değerli hareket noktalarından birinin "dil kurmak" olduğunu söyleyebiliriz. Dil kurmak, taklide imkân vermeyen bir şeydir ve o kişinin adının bir mektep olmasının da ana sebebidir.
Dil kurucu bir şahsiyetin, insanı bütün zaafları ve faziletleriyle iyi tadınığını baştan kabul etmek gerekir. Yoksa burada meselenin önemi ve büyüklüğü kolay kolay anlaşılamaz. Çünkü dili kuran insanı da kurmuş ve kuracaktır. O dilden gıdalanan herkes de böyle yapacaktır. Bizim en büyük kıymetimiz işte bu dildir. Dilin bir okul olması dil kurucu şahsiyetlerin kelimelere yükledileri yepyeni anlamlar sayesindedir. Artık sıradan kelimeler onların dilinde yepyeni anlamlara bürünür. Dilin maddî zemini, kelimelerin manevî derinliğinin mertebelerinden başka bir şey değildir artık.
Dil kurucu şahsiyet ifadesini sanırım ilk defa Mustafa Tatcı Hoca'mdan duydum. Yûnus Emre'nin çarşı pazarda konuşulan Türkçeyi bir irfan, medeniyet ve edebiyat dili hâline getirmesi konusunu işliyordu.
Birer dil kurucu şahsiyet olarak öne çıkan büyüklerimiz aslında yeni bir dönemin de başlangıcı ve mimarı kabul edilirler. Yûnus "Bu bizden önde gelenler manâyı pinhan (gizli) kılanlar/ Ben anadan doğmuş gibi geldim ki uryan eyleyem" derken Türk Edebiyatının yepyeni bir döneme gözlerini açtığını kim bilebilirdi! Bu husus onu, İsmail Hakkı Bursevî'nin ifadesiyle önceki gelenlerin sonuncusu, sonraki gelenlerin ilki yaptı.
Büyük oluşumlar sessiz sedasız gerçekleşir. Yapılan işin büyüklüğünü devirler anlatır. Çünkü bu durum, bir iddiaya izin vermeyecek kadar kıymetlidir.
Erenler esasen hep böyledir! Onlar kurucu bir şahsiyet olarak öne çıkarlar. Ahmed Yesevi'nin hikmetleriyle, Yûnus'un ilahileriyle beraber Türkçe kelimeler artık her lafızda bir anlam derinliğine doğru süzülen birer imkân olmaya başladılar.
Bu dilin derinliğini anlamak herhalde mertebe kavramıyla da birlikte düşünülmelidir. Mertebe kavramı ihmal edildiğinde dil kurucu şahsiyetlerin ne yaptığı tam manâsıyla anlaşılamaz. "Bir ben vardır bende benden içeri" diyen Yûnus'un ben'i, herhangi birinin ben demesinden çok farklı, çok derinliklidir. Oradaki ben, nefsî bir ben değildir artık; evrensel ve zamana hükmeden bir ben'dir.
Dil kurucu şahsiyetler medeniyetin sessiz ama tesiri asla göz ardı edilemeyecek mimarlarıdır. Dil kurmak kendini de kuran insanın işidir. Kendini yıkıp yeniden kurmayan biri dili nasıl kurabilir! Tesiri binlerce yıla yayılan bir şeyden söz ediyoruz.
Herhangi büyük kabul ettiğimiz bir edebiyatçı işte bu dil kurucu şahsiyetlerin izine basarak yürür. Büyüklük, tenezzül edilmeyene tenezzül etmekle, görülmeyeni görmekle, bilinmeyeni bilmek ve bildirmekle olur. Dil kurucu şahsiyetlerin önemi insanı çok iyi tamımakla beraber ona manevî ufkunu da sezdirebilmeleridir. Bu anlamda dili kuranların yazdığı ve söylediği şeyler birer davet olmaktadır.
Bir insanın, yazdığı ve konuştuğu dili kuran büyüklerle tanışıp bilişmesi gerekir. Bu, bir anlamda bir okula girerken izin istemekten pek farklı değildir. Dil kurucu şahsiyetler tanındığı kadar o dilin anlam derinliği açar bize kendini. Dilin zenginliğinin keşfi dil kurucu şahsiyetlerin ne yaptığını bilmekle olur.
Âşık Paşa'nın Garipnâme'deki feryadını hatırlıyorum. Sözleri Muhakemetü'l-Lugateyn müellifinin serzenişlerinden pek de farklı değildi. Onların hepsinin ortak özelliği bir irfan damarından beslenmiş olmasıdır. O damardan gıdalanmayanlar kolay kolay bir üslup sahibi de olamıyorlar.
Dilde derinleşmek, bir üslup sahibi olmak istiyorsak bu irfanî dille ve dil kurucu şahsiyetlerle tanışmamız gerek. Bu dil nefsin katmanlarından, gönlün derinliklerinden, kendini bilen insanın irfanından doğar. Hiçbir iddiası olmasa da onlar edebî dili, medeniyeti, insanı, sanatı, zanaatları sevgi ve bilgiyle işlemeye yönelirler. Bu, yaşayan dil içinde daima olup duran bir şeydir. Tabir yerindeyse zamana hükmeden bir kuvvet yüzyıllar ötesinden bizi de kurmaya gelmektedir. Bize kalan ise insanı oyalayan gündemlerden bir an uzaklaşıp bu dilde derinleşmek, bu dilden nasiplenmektir.
Yasin Şen










