Bir insanın başkalarına söz anlatmak derdinden bir yerde kurtulması gerekir. Bu zor bir şeydir ancak üstümüze vazife olmayan işlerde yaptığımız yorumlar, söylediğimiz sözler çoğu vakit işe yaramıyor. Yarasa bile bizi dinleyenleri aldatma ihtimali her zaman vardır. Çünkü yorum ve düşüncelerimiz mutlak bir değer ifade etmez ve bunların her zaman değişme ihtimali vardır.
Bu dünyada söz dinlemesi gereken yegane muhatap insanın kendi nefsidir. Kendi nefsine söz geçiremeyen başkalarına ne anlatabilir! Esasen hiçbir şey anlatamaz.
Önemli olan, bizim hakikati ne kadar anlayabildiğimiz ve anladığımızı hayatımıza ne kadar tatbik edebildiğimizdir! Konuşmalar, laf anlatmaya çalışmalar çoğu zaman heyecanımızı paylaşmak ve nefsin gövde gösterisinden başka bir şey değildir.
Bu durumda hiç mi konuşmayalım, diye sorabilirsiniz.
Konuşmak önemli ve gerekliyse bundan daha doğalı ve güzeli ne olabilir! Sözlerimiz gönülden geliyorsa, onu bunu ötekileştirmiyorsa, insanlara yardımcı oluyorsa konuşmak elbette gereklidir. Konuşurken başkasından bir şey beklememek de gerekir.
Bazı konuşmalar zararlıdır. Zümreleri, meslek erbabını, mutasavvıfları, memleketleri, illeri, ilçeleri kötüleyen konuşmalar zararlıdır. Dedikodu yıkıcıdır. Seyr ü sülûk görmeyen birisini yücelten, bu kişilerin hatasız olduğunu ifade etmeye çalışan konuşmalar da böyle.
Konuşmalar bitmez. İnsanda laf tükenmez. Bunlar bir yerde hep bıkkınlık uyandırır kişide. Söylenen söz, kişinin manevî makamından kuvvet alır. Birçok kişi, baktığı yerin mutlak değer ifade ettiğini zanneder. Hayatın ilerleyen zamanlarında değer verdiği şeylerin pek de öyle olmadığını anlar. Bu durum özellikle siyasette ve ideolojilerde çok yaşanır.
İnsanlar çok konuşuyorlar. Bence hayatı çıkmaza sokan problemlerin başında bu durum geliyor. Öyleyse ne yapmalı? Bunca konuşmadan ve laf yığınından gönlümüze bir yorgunluk gelsin istenmiyorsa sessizliği tercih edip konuşmamak en iyisidir. Bugün bunu yapabilen biri, kendini bir kahraman kabul edebilir.










