Gürültünün olduğu yerde en büyük gerçek sessizliğin kendisidir. Tartışan iki kişi, bize muhabbetle anlalaşabilmenin çok büyük bir değer olduğunu anlatır aslında. Her türden gösteriş, hareket ve mücadele huzurun, sakinliğin, barışın tesisi içindir. Yoksa bunlar olmadan hayatın hiçbir amacı yok demektir.
Bazen ekranlara dalıp gidiyoruz. Sosyal medya ve TV bizi etrafımızda olup biten şeylerin mucizevi yönlerini hissetmekten, hayatı ve kendimizi anlamaktan ve en önemlisi de sevmekten alıkoyuyor.
Ekranlarda suni bir gerçeklik vardır. Görüntüler hiç bitmez. Orada yalan ve yalancılar hiç tükenmez. Bu yüzden insanın iç dünyası modern iletişim araçlarının çöplüğü haline geldi.
İnsan gide gide gerçeklikten koptu. Bence bugünün insanının hayatı ne kadar yaşadığı ciddi anlamda tartışmaya açılmalıdır. Bir sanat öğrenmek, okumak ve düşünmek, çalışmak için sarf etmemiz gereken ömür, bomboş götüntüler, fanatizm ve siyaset cehenneminde tükenip gidiyor. Yaşamın amacının ne olduğu konusunda artık insanlar açık ve berrak bir fikre bile sahip değiller. Gerçeklik algısı yok ediliyor. Yanımızda duran sevdiklerimiz, yerimiz yurdumuz, doğa, toprak, manevî değerler yok zannedilirken ekranlarda boy gösterenlerin saçmalıkları var zannediliyor.
İnsana iyi gelen şeylerden birisi kendisinin ve etrafının farkına varabilmesidir. Sorumluluk, gönülden gelerek çalışmak, sevdiğimiz insanlara yardım edebilmek, anne babaya saygı, bir değer üretebilmek, toprağı işleyebilmek artık ütopik olmaya başladı. Bunun sebebi gerçeklik algısı zarar görmüş insanlardır. Bizi öz hayatımızı ve yeteneklerimizi yok etmek pahasına ekranlara, sosyal medyaya bağlıyorlar. Bence günümüzde olup bitenler korkunç şeyler. İnsan bu hayatı neredeyse yaşamıyor.
İnsan hep basit ve küçük gördüğü yerlerden sınanıyor. Kendi hayatımızı ve bize sunulan imkanları, köyümüzü, toprağımızı, yakınlarımızı, bizi sevenleri daima küçümsedik. Ekranlarda sürekli çok güzel hayatlar yaşadığını zannettiğimiz kişilere odağımızı, dikkatimizi, ömrümüzü, sevgimizi, heyecanımızı kısacası sahip olduğumuz en değerli şeyleri verirken ömrün kömür olduğunu bilmeden yaşadık.
Sözün özü hayata yeniden dönmek zorundayız. Gerçekten yaşayıp yaşamadığımız konusunda ciddi anlamda bir düşünmeliyiz. Sahip olduğumuz en değerli şeyleri neye harcadığımızı tefekkür etmeliyiz.
Y. Şen










