İnsan, bencilce duygulara kapılmadan bu hayatı önce kendisi için yaşamalı. Anlamak, sevmek, bilmek, tecrübe etmek, hayattan lezzet almak vb... Başkaları görsün, bilsin, takdir etsin diye yaşamak, gerçekte yaşamak değildir.
Hayat tecrübeden ibarettir. En büyük zenginliklerin başında tecrübe gelir. Hayatın kıymeti onu layıkıyla, içime sindire sindire yaşadım diyebilmektedir. İşin burasında olumlu ve olumsuz gibi kavramlar ikince plana düşer.
Sevinçler, mutluluklar kadar dertler de yaşamın gerçeğidir. Hayat yolculuğunda istediklerimizden ziyade muhtaç olduğumuz şeyler verilir bize ve her yolcunun ihtiyacı da doğal olarak değişkenlik gösterir. Bu yüzden insanın kendini tanıması ve hayattan neyi istediğini bilmesi kadar yaşama güzellik ve derinlik katan çok az şey vardır. Eldekinin kıymetini bilmek de bunu gerektirir.
Zaman zaman köşeye çekilip bu hayattan ne istediğimizi bilmek hayati değerde bir şeydir. İnsanın niçin yaşadığı, maddi amaçlarla izahı mümkün olmayan bir meseledir. Çok derinlikli, katmanlı ve cevabı kolay olmayan bir sorudur bu. Bence her insan bu soruya bir şekilde kendi vicdanında ve hayatında bir cevap arıyor. Esasen düşüncelerimiz, vehimlerimiz, duygularımız, beklentilerimiz ve hayal kırıklığımız cevabın türlü şekillere bürünüp karşımıza çıkmasından ibarettir.
İnsan bu âlemde neden var olduğunu ve niçin yaşadığını anlayıp bulmalıdır. Vicdanımızın bizden istediği şeylerden birisi de budur.










