Okulumuzun bahçesinde etrafımızı muhteşem bir şekilde kuşatan ve yaz kış çok güzel manzaralar meydana getiren çamlar var. Zaman zaman onları uzun uzun seyrediyor ve gözlerimi bu ağaçların güzelliğiyle dinlendiriyorum.
Bu çamlarla ilgili bir şey dikkatimi çekti: Çok önceleri dikilen bu ağaçların kimi, kökleri derinlere çok inemediğinden zaman zaman devriliyor. Bahçede boylu boyunca uzanan ağaçlar daha uzun süre yaşayabilir ve okulumuzun etrafında güzellikleriyle gönle huzur vermeye devam edebilirlerdi. Bu durum her şeyde olduğu gibi bize bir şey söylüyor.
İnsan da bu hayatta kolay devrilmek istemiyorsa kendi derinliğine inmeli ve kökleri daima sağlam kalmalıdır. Hayatın fırtınaları, kışı, soğuğu pek de eksik olmaz. İçimizde derinleşmek, tefekkür etmek, okumak, hayatı ve kendimizi anlamaya çalışmak hem ruhun hem de insanı hayata bağlayan köklerin beslenmesi demektir.
İnsan kendini tanıdıkça güçlüdür. Kendini tanıyabilen biri erdemlerini ve zaaflarını da bilir. Kendimizi anlamak huzurun ve hayatı derinden yaşamanın da vazgeçilmez bir yoludur. İnsanların yeteneklerini geliştirmeye ve kendilerini anlamaya yönelik şahsi hamleleri oldukça önemlidir bu yüzden.
Bu konuyu gençlerle birlikte düşünüyorum zaman zaman. Çoğu gencimiz ve çocuğumuz bugün bir aidiyet duygusundan mahrum bir şekilde büyüyor. Değerli vakitleri boş bir eğlence anlayışı içinde heder oluyor. Özellikle lise yıllarında bulunan gençlerin önemli bir kısmı eğitim öğretim faaliyeti içinde kendisine bir amaç edinmeden yıllarını tüketiyor.
Hayatımızda bir amacın olması kadar önemli bir şey varsa o da özümüzü, ruhumuzu, zihnimizi besleyen meşguliyetler ve faaliyetler içinde olmaktır. Çoğu insan böyle bir yaşam tarzından uzakta duruyor. Özellkle de gençlerimiz...
Bu hususta bir şeyler yapmamız gerekiyor. Çağın imkanlarıyla onlara ait oldukları kültür, tarih, dil, edebiyat zenginliği yeniden sunulmalıdır. Kaliteli filmlerle tarihimiz yeniden işlenmelidir. Edebi ve kültürel değeri yüksek eserlerin okunduğu ve yorumlandığı muhabbet ortamları olmalıdır sosyal hayatımızda. Hitabet gücü yüksek ve motivasyonu yerinde konuşmacılar gençlere yönelik konuşmalar yapmalıdır. Hayatın nasıl anlamlı bir şekilde yaşanacağı onlara anlatılmalıdır.
Bu da elbette göstermelik ve günü kurtaracak işlerle değil; ciddi, hayata değer katan, zamanı anlamlı bir şekilde yaşamamıza imkan veren faaliyetlerle olabilir. Yoksa gencecik fidanların rüzgarın önünde savrulması, henüz büyümeden devrilip gitmesi işten bile değildir.










