Ünlü sûfîlerdenSerî-i Sakâtî (vefatı 867) döneminde yaşayan Bağdatlı Tuhfe adlı bir cariye vardır. Onun cezbe hâlinde söyledikleri Serî hazretlerini çok derinden etkiler. Onların hikâyesi, bir sûfîler tezkiresi olan Tezkiretü’l-Hâs’a konu olmuştur. Ayrıca bu hikâye, Mustafa Tatcı Hoca tarafından “Rakkâse” (H Yayınları, İstanbul 2020, 2. Baskı, 2025) başlığıyla manzum olarak yeniden kaleme alınmıştır.
Mustafa Tatcı Hoca’nın Tuhfe’nin aşkını anlattığı Rakkase kitâbından burada örnekler vermeden önce onun hayatından kısaca bahsedelim. Tuhfe’nin hayatıyla ilgili bilgiler İbrahim Has tarafından kaleme alınan ve Erenler Kitabı adıyla neşredilen Tezkiretü’l-Has’tan alınmıştır. (Bkz.: İbrâhim Hâs Halvetî, Erenler Kitabı Tezkiretü’l-Hâs, Haz.: Mustafa Tatcı-Musa Yıldız-Yasin Şen, H Yayınları, İstanbul 2017, s. 305-312.)
Tuhfe Bağdatlı bir tüccarın cariyesidir. Serî-i Sekâtî döneminde yaşamıştır. Kendisi İlâhî aşkla kendinden ve candan geçen birisidir.
Serî-i Sekâtî’ye, bir gece derin bir uyku hâli gelir. Hazret, o gece teheccüde kalkamaz. Uyandığında sabah namazını eda eder. Her nedense o gün epey hüzünlüdür. Hüznünü dağıtmak üzere etrafı dolaşmaya çıkar. Gezdiği yerlerden de pek haz almaz. Bulunduğu yerden bîmâristânanın (bir tür hastane) olduğu yere gelir. Orada bir cariye görür. Adı Tuhfe’dir. Tuhfe temiz ve güzel elbiseler giyinmiştir. Serî hazretleri ondan çok etkilenir. Fakat onun iki eli ve ayağı da bağlıdır.
Serî hazretlerini görünce Tuhfe ağlamaya başlar ve nice şiirler okur. Mekânın sahibine Serî hazretleri “Bu kimdir?” diye sorar. Adam da bir cariye olduğunu, delirdiğini ve sahibinin “ıslah” olur diyerek oraya getirdiğini söyler. Bu sözleri duyan Tuhfe şu şiiri okur:
“Ey insanlar ben delirmedim.
Ben sarhoşum ve kalbim de uyanıktır
O’nun aşkından ve bu aşkı anlatmaktan başka suçum yok.
Suçum olmadığı hâlde ellerimi bağladınız
Ben sevgilinin aşkına hayranım
Onun kapısından başka bir kapı da istemiyorum
Benim iyiliğime zannettiğim kötülüğüme
Kötülüğüme zannettiğim de iyiliğimedir
Efendilerin efendisini sevenin kusuru yoktur
Onun aşkını kabullenen kimsenin kusuru yoktur.”
Cariyenin sözleri Serî hazretlerini adeta yakmıştır ve hazret ağlamaya başlamıştır. Cariye onun ağladığını görünce birkaç kelam eder ve sonra bir müddet susar. Ardından aralarında bir konuşma daha olur. Cariye, Serî hazretlerinin adını bilmektedir ve hazret ismini nereden bildiğini sorar. Cariye de “O’nu bildim, ondan beri câhil olmadım!” diye cevap verir.
Sonra muhabbet bir müddet daha devam eder. Ardından Tuhfe cezbeyle öyle bir çığlık atar ki, Serî hazretleri onun vefat ettiğini zanneder. O zaman mekânın sahibine hazret, onu salıvermesini söyler. Adam da onu bırakır. Serî hazretleri Tuhfe’ye “Her nereye dilersen var git!” dediği hâlde Tuhfe, “Ey Serî! Nereye gideyim, o ki benim gönlümün mâlikidir ve habibidir. Beni bazı memâlikine memlûk eylemişdir. Eğer mâlikimrâzı olursa, giderim ve illâ sabreylerim.”
Bu sözler üzerine Serî hazretleri ona “Vallahi senden akıllısı yoktur.” der.
Bu arada Tuhfe’nin sahibi hastaneye gelir ve Serî hazretlerine saygı gösterir. O da asıl Tuhfe’ye saygıda bulunmasını ifade eder. Bundan sonra Serî-i Sakatî, tüccarla konuşur.
Tüccar bir zamandan beri Tuhfe’nin aklının gittiğini, onun birini sevdiğini zannettiğini ifade eder. Serî hazretleri tüccara Tuhfe’nin serbest kalması için her ne isterse hatta fazlasıyla vereceğini söyler. Adam da “Sen nasıl onun pahasını verebilirsin?” diye şaşırır. Serî hazretleri de “Sen acele etme. Burada bekle!” der. Sonra gider.
Gerçekten de Serî hazretlerinin hiç parası yoktur. Cenâb-ı Hakk’a gece boyunca yalvarır yakarır. Gecenin bir yarısı kapısı çalınır. Serî hazretleri “Kimsin?” diye sorara. Gelen dört kişiyle beraber Ahmed b. Müsennâ’dır. Rüyasında İbn Müsennâ’ya “Kırk bin dirhemi al. Serî’ye ilet!” denmiştir. İbn Müsennâ gördüğü bir rüya üzerine parayı Serî hazretlerine takdim eder.
Serî hazretleri sabah namazını kılar ve bîmâristana doğru yola çıkar. Buranın sahibi de sağa sola bakınarak gelen var mı diye beklemektedir. Belli ki, Serî hazretlerini görmeyi dilemektedir. Çünkü daha onu görür görmez Tuhfe’nin Hakk’ın katında itibarının olduğuna dâir kendisine hatiften bir ses geldiğini söylemiştir.
Bu arada Turfe de hem bu adamı hem de Serî hazretlerini görür, ağlamaya başlar. Cenâb-ı Hakk’a teveccühle “Beni halkın içinde meşhur eyledin!” der. Bu arada Tuhfe’nin sahibi de ağlayarak çıkagelir. Serî hazretleri ona hitaben “Ağlama, istediğini getirdim!” diyerek elindeki dinarları ona gösterir. Adam da “Vallahi yok!” der. Serî hazretleri miktarı artırsa da adam “Yok” der, başka bir şey demez. En son “Dünyayı versen kabul etmem. Tuhfe bundan sonra âzâddır!” der. Serî hazretleri sebebini sorar:
“Ey şeyh! Dün gece beni azarladılar. Şahit olun ki dünyanın her şeyinden vaz geçtim, Allah’tan yana yöneldim.” der.
Serî-i Sakâtî hazretleri o zaman İbn Müsennâ’ya bakar. O da ağlamaktadır. “Niçin ağlıyorsun?” diye sorar. İbn Müsennâ da “Allahu Teâlâ beni bir işe davet eyledi, benim malım ile Tuhfeâzât olsun diye. Şimdi malımın onun hür olmasına bir faydası olmadı. Şahit ol ki, bütün malımı yüce Allah için sadaka ettim.” der.
Serî hazretleri “Tuhfe’nin ne yüce bereketi varmış!” diye şaşkınlığını izhar eder. Sonra
Tuhfe kalkar, üzerindeki elbiseyi çıkarıp parça parça olmuş bir şey giyer ve ağlayarak çıkıp gider. Orada hazır olanlar da Tuhfe’nin peşine düşerler ama onu bulamazlar. Sonra Kâbe’ye doğru giderler. İbn Müsennâ yolda vefat eder. Serî-i Sekâtî hazretleri Tuhfe’nin sahibi tüccar ile Mekke’ye varır. Kâbe’yi tavaf ederler. Tavaf sırasında birinin feryadını işitirler. Serîhazretleri sesin sahibine yönelir. Konuşurlar. Feryat eden kişi kendisinin Tuhfe olduğunu söyler. Tuhfe iyice zayıflamıştır.
Serî hazretleri Tuhfe’ye “Halktan uzlet edip de ne fayda sağladın?” diye sorar. O da Allah’ın kendisine yakınlık bağışladığını söyler. Serî hazretleri, İbn Müsennâ’nın yolda vefat ettiğini söyler. Tuhfe de Allah’ın ona gözlerin görmediği kerametler verdiğini ve cennette bir yerde olacaklarını söyler.
Serî hazretleri onunla konuşmasını sürdürürken Tuhfe gizliden bir dua okur ve Kâbe’ye doğru düşüp orada can verir. Tüccar da gelip Tuhfe’ye bakar. Bir müddet durur ve o da vefat eder. Serî hazretleri onları orada defneder.
Bu etkileyici hikâye İbrahim Has tarafından yazılan Tezkiretü’l-Hâs’ta kayıtlıdır. Mustafa Hoca, bu eseri birlikte yayına hazırlarken Tuhfe’nin bu gönüller yakan hikâyesinden hareketle Rakkâse adını verdiği uzun bir şiir kaleme almıştır. Bu şiir, daha sonra kitap olarak yayınlanmıştır. Aşağıdaki beyitler bu kitaptan alınmıştır:
Sevenlerine Tuhfegülzâr içinde bir gül
Bîmâristânaşifâ Hakk’a ulaşan gönül
Erenlerin gözdesi Serî’yle hem-asr idi
Tecrîd odası onun Cennet’ten bir kasr idi
Bir ceylân gibi Tuhfe aşk avcısı elinde,
Bin Mansûr’u dâr etmiş saçının her telinde
Muhabbet tercümanı ezelden güzel olan
Hakk’ın sırrını söyler Hakk’a göz ve el olan
Mürekkebi kan olan bırakmadı bir ‘alem
Belki dile gelirdi Mansûr olsa da kalem
ÂhTuhfe, hangi Kâf’ta kaldı Simurg’dan bir iz?
Arş’ta kanat vuranlar cevlân eder gölgesiz
(Mustafa Tatcı, Rakkâse, H Yayınları, İstanbul 2020, s. 7.)
Rakkase otuz sayfalık küçük bir şiir kitabıdır. Ancak Tuhfe’nin hayatında tecelli eden o İlâhî aşk hâli bir kâmilin kalemiyle buluşunca ortaya çıkın eser de çok yakıcı oluyor. Şu şiir Tatcı Hoca tarafından Tuhfe’nin dilinden söylenmiştir:
Ey insanlar sanmayın ben deliyim
Ben serhoşum lâkin uyanık kalbim
Suçum yoktur aşka düşmekten başka
Zincir elde, zincir vurulmaz aşka
Bu aşk beni düşürmüştür hayranım
Aşka kapı oldu benim her yanım
İyiliktir bana her yaptığınız
Kötülük yok, sizler öyle sanınız
Efendiyi seven aramaz bir suç
Aşka düşen kulun her anı uruç
Tuhfe’nin içli hikâyesi gönülleri yakmaya devam edecek. Serî-i Sekâtî’ninmenâkıbı ve İbrahim Has’ın bunu kaydetmesi vesilesiyle Tuhfe’den haberdar olduk. Fakat Hakk’ın bu gökkubbe altında daha ne “Tuhfe”leri vardır, yine kendisi bilir.












