Sonbahar gelince hüzün gönle daha bir aşina oluyor. Belki bir zeval hâli yaşayan doğanın insanla aynı kaderi paylaşmasından ileri gelen bir durum bu. Ortak bir kaderi beraber yaşamak...
Herkes gibi ben de sonbaharda daha bir hüzünlü oluyorum. Duygu ve düşüncelerim, sararan ve kuruyan yapraklar gibi uçuşuyor içimde. Melankoli sanki bir yaşam hâli oluyor.
Belki insan, yokluğu ve gelip geçici olduğu hakikatini daha kolay kabulleniyor. Baharda bir güzellik ve ihtişam hâlinde beliren doğanın hazanda sararıp solan tazeliğine dalıyoruz. Çünkü bir gerçeği anlıyor ve kabulleniyoruz.
Sonbaharda güneşli günlerde ilginç bir tefekkür hali yaşanır. Yeşil çimen ve kuru yaprakların arasında mesafeleri ve ağaçları seyrettiğinizde ilginç bir gurbet hâli yaşarsınız. O kadar sene yaşadığınız yerden biraz sonra gidecekmişsiniz gibi hüzünlü olursunuz. Hatta bir insanın gözlerinde o hâli rahatlıkla müşâhede edebilirsiniz. Nedense sonbaharda insanın gözleri, bir başka hüzünlüdür.
Buna sonbahar hüzünleri desek de konunun içinde başka bir tat ve lezzet var. Bence sonbahar, hiçbir yere ve zamana ait olmadığımızı duyuran bir mevsim. Asıl mevzunun seyretmek, düşünmek ve anlamaya çalışmak olduğunu görsel bir şölen hâlinde bize anlatmak isteyen bir sanatkârdır sonbahar.
Sonbaharın, hayatı dopdolu yaşamış bir ihtiyar gibi konuşmaya ihtiyacı vardır. O yaprakların hışırtısı, ıslak toprağın ve ormanın kokusu, renklerin değişkenliği ve bütün bunların insana verdiği duygu bir sona doğru gidiyor olmanın güzelliğini ve heyecanını ifadeden başka bir şey değildir.
Sonbaharın hüzünle ilgisi bence içimizde zaten hep var olan o duygu hâlini onun gün yüzüne çıkarmasındadır.
Neden mi böyle düşünüyorum?
Sonbahar, içimizdeki hüzne aynadır. Her güzel şeyin bir zevali olduğu ve güzelliğin de böyle mümkün olduğunu anlatır bize. Tıpkı sonsuza kadar yaşamanın hayatın kıymetini artırmayacağı gerçeği gibi doğadaki değişkenlik ve yok oluş da aslında yaşamın sırrından başka bir şey değildir.
Yasin Şen












