İsrail, Türkiye ile savaşmak istemese de buna hazırlanıyor. İran’a yönelik operasyonlar bir laboratuvar işlevi gördü: yoğun saldırı altında katmanlı savunma, kontrollü şekilde tırmanmadan yapılan saldırılar ve baskı altındaki diplomasinin sınırları test edildi. Türkiye dosyası ise artık aktif. Bu “parça parça” ilerletilen bir durum değil, bir bütün: Akkuyu, füze sistemleri, fırlatma altyapıları, Kuzey Kıbrıs’taki askeri varlık, Somali, Hamas’a sağlanan barınma ve finansman desteği, gelişen savunma sanayii, gerilimi normalleştiren bir siyasi liderlik ve devletin tüm kurumlarıyla bu stratejiye uyum sağlaması..
Ankara'nın Dışişleri Bakanlığı, Benyamin Netanyahu için “çağımızın Hitler’i” ifadesini kullandı ve yargılanacağını açıkladı. İstanbul savcıları ise 2025’teki “Küresel Sumud” filosu nedeniyle Netanyahu ve 34 İsrailli hakkında iddianame hazırladı. Söylemle hukuki adımlar aynı doğrultuda ilerliyor. Bunlar sıradan açıklamalar değil, verilen mesajlardır. Başkan Erdoğan’ın tutumu artık sadece söz düzeyinde değil, operasyonel bir çizgiye kaymış durumda. Sert açıklamaların yerini Libya ve Karabağ’daki fiili adımlar aldı.
Ardından açık bir ifade geldi: Türkiye’nin bu bölgelerde yaptığı gibi “İsrail’e de girebileceği” söylendi. Kullanılan dil, bir veri olarak görülüyor. İsrail’in planlaması, uygulamaya dönük bir mantıkla ilerliyor. İran dosyasında nükleer altyapıya ve silahlı ağlara karşı uygulanan yöntemler zaten sahada kullanıldı. 2025 sonbaharında Katar’daki Hamas unsurlarına yönelik operasyonlar ve farklı bölgelerde yürütülen faaliyetler bunun örneği. Aynı yaklaşım şimdi Türkiye için değerlendiriliyor. Akkuyu’da ise söylem ile kırılganlık kesişiyor. Türkiye’nin ilk nükleer santrali, Rusya’nın Rosatom şirketi tarafından inşa ediliyor, sahipleniliyor ve işletiliyor. Akdeniz kıyısındaki bu tesis geç devreye giriyor. Dört adet VVER-1200 reaktörü, Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık onda birini karşılayacak. Ancak bu durum Türkiye’yi uzun vadede Rus teknolojisine, yakıtına ve söküm süreçlerine bağımlı hale getiriyor. Erdoğan’ın yerli zenginleştirme konusundaki ısrarı ise dışa bağımlı bir modelden, ulusal kontrol alanı oluşturmaya geçiş anlamına geliyor. İsrail’in ortaya koyduğu modele göre, bir reaktör, fiziksel olarak vurulmadan da etkisiz bırakılabilir: geciktirilerek, işleyemez hâle getirilerek, yaptırımlarla sıkıştırılarak ve siyasi olarak yalnızlaştırılarak.
Nükleer santral sıradan bir hedef değildir. Uluslararası hukuk, sivil zarar riski yüksek olduğu için böyle hedeflere karşı çok yüksek bir eşik koyar. Ancak tesis askeri amaçlarla kullanılmaya başlanırsa bu koruma ortadan kalkar. Hukuk, belli eşiklerin aşılmasını esas alır: Askeri unsurların korunması için kullanılması, saldırılara doğrudan katkı sağlaması ve başka yöntemlerin sonuç vermemesi.! Bu noktadan sonra hedef etkisizleştirme süreci başlar.
Türkiye yakıt döngüsünde daha bağımsız hâle geldikçe ve kıyı hattı boyunca askeri kapasitesini genişlettikçe, bu durumun hareket alanı daralıyor. Akkuyu, Ankara ve Rosatom tarafından nasıl detaylı şekilde planlanıyorsa karşı tarafça da aynı detayda analiz ediliyor.
Hayırlı günler diliyorum.
27 NİSAN 2026 PAZARTESİ










