İnsan bu âlemde zenginliğe kavuşmak, bir şeyleri daima biriktirmek ister. Zenginliğin karşılığı genelde maddi şeylermiş gibi algılanır. Halbuki eşya ve her türden maddi şeyler, insanı bir yerden sonra tatmin ve mutlu edemez. Üstelik bunlar gönlü ve aklı daima meşgul eder.
Burada bir ölçünün ortaya konması gerektiği anlaşılmaktadır. Çünkü eşya ile mutlak bir huzur ve mutluluk elde edilebileceği koca bir yanılgıdan ibarettir.
İnsanı mutlu eden şeyler tecrübe, temiz bir vicdan, anlamlı bir hayat ve değerli meşguliyetlerdir. İnsan bunlarla mutlu olur. Hayatın önünde bir rüzgar gibi savrulmamak için bunlara kıymet vermek gerekir. Aksi halde bir ömür mücadele ettiğimiz şeylerin muhasebesi yapıldığı zaman elimizde kalmayacak şeylerin hüznü, bıkkınlığı ve sıkıntısıyla daima uğraştığımızı fark edeceğiz.
Esasen bunca uğraş bir yerde dünyada ebedi olarak yaşayacağımız vehminden ileri gelir. Halbuki durum pek de öyle değildir.
Zor olsa bile insanın bu hayatı tecrübe eden fani ve gelip geçici bir varlık olduğu hakikatini nefsimize kabul ettirmemiz gerekir. Bu hakikat söz olarak dile gelse de öz olarak bunu kabul etmek çok zordur. Çünkü yokluğa sahip olduğu halde varlığına bir dayanak arayan insanın düştüğü en büyük yanılgı bu dünyaya sımsıkı tutunmasıdır. Bunun sonunun bir hüsran olduğunu söylemeye gerek bile yok.
İnsan eşya ile sonsuz bir mutluluk elde edemez. Varlık şu dünyada bir yerden sonra kendisine hizmet ettiğimiz şeylere dönüşüyor. Buna çare eşya ve varlık türünde olan bazı şeylerden vazgeçebilmek ve zaman zaman gönülden gelerek bunları bırakabilmektedir. İşte o vakit varlığa zaten sahip olamayan insan, yokluğu anlayan ve yaşayan muhteşem bir kuvvet hâline gelebilir ve gelmelidir. Çünkü o, bu âlemde varlığı tecrübe ederken yokluğu anlamak ve yaşamak için yaratılmıştır.










