Hayatın karmaşıklığından doğanın basitliğine ve dinginliğine kaçtığım çok olmuştur. Orada etrafımdaki şeyleri izleyerek bir bakıma kendi sükuneti ve huzuru içinde hayata devam eden bir işleyişi seyrederim. Bu seyir hâli bana çok şey söyler. Bu yazıda doğanın bana söyledikleri üzerinde biraz durayım diyorum.
Aslında basit ve zor gibi kavramlar bizim bu hayata yönelttiğimiz bir bakış açısıyla ilgilidir. Doğadaki basit gördüğümüz her şey varoluşun anlamlı derinliğinden güç alır, oradan beslenir. Her görüntü, o huzur ve sessizlik içinde sakinliğin, varoluşun ve samimiyetin lezzetini duyurur insana. Aslında bize huzur veren her şey gibi doğa, hayatın ne kadar basit ve sade olduğunu anlatır. Bence ondaki huzurun kaynağı da bu durumdur.
Bu hayatı karmaşık ve çekilmez kılan insanların vehimleri, tükenmeyen talepleri ve hırslarıdır. İşin bu kısmı aşılırsa yaşamın özüne gizlenmiş o basitlik de kendini bize göstermeye başlar.
Hayat sadelik ve güzellikle yaşanmak isteniyorsa kendimizi dikkatle izleyip burada neyi istediğimizi anlamak durumundayız. Yoksa bir sel gibi üzerimize gelen hadiseler, kalabalıklar ve içimizden yükselen türlü arzular bizi sıkmaya ve bir perişanlığa sevk edebilir. Zaten çoğu kimse için olup duran da bundan ibarettir.
Esasen yaşamda her şey oldukça basit ve sade iken çarpık insan ilişkileri, kendimizi bir türlü tanıyamamak, hayattaki asıl gayenin tespit edilemeyişi insanı gide gide zorlu hâllere düşürmektedir. Öyleyse bu hayatı basit ve güzel yaşamanın yollarını aramalıyız. Bu da ancak insanın kendini tanıması, bu evren sistemi içindeki yerini tayin etmesiyle mümkün olabilir. Sözün özü sorular gibi cevaplar da yine bizde, içimizde bir yerlerde gizlidir.










