İnsan bir şeyleri ifade edeyim derken bazı zaman kendini çatışmaların içinde bulabiliyor. Daima kaçtığımız o çatışma hâli, yakamıza yapışıyor. Bu dünyada en zor kabul ettiğimiz hatta çoğu vakit edemediğimiz şey, görev değilse başkalarına bir şeyler anlatma zorunluluğumuzun olmadığıdır.
Birilerine zoraki bir şey anlatmak benliğin bize bir oyunudur ve anlattıklarımızı bizim de anlamadığımızı, bunları zihnin sindiremediğini göstermektedir. Halbuki herkes kendi devrini yaşar. O devrin, yolculuğunun gerekleri neyse kişi o hâlde bulunur. Kabul eder, inkâr eder, iddia eder, ona buna saldırır çok nadiren de seyreder. En sonuncusu hariç bütün hâller olgunlaşmamamın işaretleridir. Hayatta başkakarına yargıç kendine avukat gibi davrananlar ise başlangıçta kaybedenlerdir.
Gerçekten olgun bir insan bağırmaz, çağırmaz, iddia etmez. Bilir ki, manâ varsa dava yoktur; dava varsa da manâ yoktur. Bugün hemen her türden ve görüşten iddia sahibi manâsını kaybetmiş ve aynen içindeki azaba beraber yanacağı bir ortak arar durumuna düşmüştür. Yani "Gelin beraber yanalım!" demekten başka bir şey değildir bu... Huzurunu düşünen bunlardan kaçıp kendi işiyle meşgul olmalı ve hayatını anlamlı meşguliyetlerle geçirmelidir. Yoksa ideolojiler, siyaset, gösteriş budalası tipler ve iddia sahipleri hemen her zaman ömür törpüsü olmuş, insana ve topluma büyük zararlar vermişlerdir.
Çatışmalar, gerekmedikçe insanın ve toplumun huzurunu kaçıran şeylerdir. Herkes en doğrusunu kendisi bilir. Kimilerinin yaşayacağı daha çok şey vardır. Herkes kendi zamanını yaşar. Bazılarını kendi cehenneminde bırakmak ve susmak iyi bir korunma yöntemidir. Nasıl olsa hayatın sonunda her şey ayan beyan belli olacak ve bir serabın içinde olduğunu bir türlü anlayamayanlara kötü sözlerin, kötü düşünce ve niyetlerin karşılığı acımasızca geri dönecektir.
Sonuçta akıllı insan kendisiyle, kendi hatalarıyla ve hayatıyla meşgul olup şu gereksiz çatışma hallerinden özünü korumayı bilmelidir.










