Mersin’de 23-28 Haziran 2025 tarihlerinde düzenlenen “Dört Beceride Türkçe Dil Sınavı Pilot Uygulaması Açık Uçlu Soru Değerlendirme Çalıştayı” adı altında ilkokul, ortaokul ve lise için açık uçlu soruların cevaplandırılmasıyla ilgili bir çalıştaya katıldık. “Dört Beceride Türkçe Dil Sınavı 9. Sınıf 2025 Değerlendirici Ekranı” üzerinden bizler yaklaşık yirmi öğretmen dokuzuncu sınıf öğrencilerinin yazılı, sözlü olarak kendilerine verilen konuları belli bir süre ve kelime sayısı içinde anlatışlarını değerlendirmiş olduk. Diğer katılımcı öğretmenler de ilkokul ve ortaokul öğrencilerinin verdikleri cevapları değerlendirdi. Bu çalıştay altı gün sürdü.

Burada edindiğim ilk intiba şu:
Gençler genel olarak yazmada iyiler. Dil bilgisi hatası çok olsa da gençlerin kendini en azından yazarak daha iyi ifade edebildiklerini söyleyebilirim. Bunda şüphesiz sosyal medya üzerinden sürekli yazışmalarının da bariz bir etkisi vardır. Konuşmalarını yüzeysel bir şekilde, sırf bu sınava katıldığı için yapanlar olmakla beraber az da olsa çok akıcı konuşan, ne söylediğini bilen öğrenciler de var.
Öğrencilerin konuşma becerilerinin ciddi anlamda iyileştirilmesine ihtiyaç var. Sosyal medyanın bu hususta çok zararlı etkilerinin olduğu bir gerçek. Bu da aslında eğitime çok fazla iş düşmekle beraber öğrencilerin pek de eğitimle ilgilenmedikleri ve yetişmediklerinin bir göstergesidir.
Konuşma, bir insanı en iyi bir şekilde tanıyabileceğiniz imkanların başında gelir. Bir şeyi ifade etmesi, bir şey hakkında konuşması istenen kişiden elbette en açık biçimde meramı anlatması beklenir. Genelde öğrencilerin bu konuda düşük bir performans sergilediğini görüyoruz. Konuşmalar yeterli değil.
Öğrencilerin yazma becerilerinin nispeten daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Burada da geliştirilmesi gereken hususlar var. İfadeler bazen net olamıyor. Çocukların bazısı verilen konulardan uzak metinler ortaya koymuşlar. Az bir kısım ise bu sınavı ciddiye bile almamış. Bazı öğrencilerin çok güzel metinler ortaya koyduklarını görüyoruz. Okullarımızda başarılı ve başarısız, okumak isteyen ve istemeyen, bir hedefi olan ve olmayan öğrenciler aynı sınıfları paylaşıyor genelde. Bu durum lise düzeyinde bariz bir biçimde hissediliyor. En azından bu öğrencilerin içinde gelecek vaat eden, kendini yetiştirmek isteyen kabiliyetli öğrencilerin ayrılması gerektiği anlaşılmaktadır. Eğitimle hiçbir ilgisi olmayan ve üniversiteye gitmek bile istemeyen öğrencilerin içerisine başarılı bir öğrenciyi koymak çok büyük bir haksızlık ve düzeltilmesi gereken bir hatadır.
Öğrencilerin herhangi bir konuda yazı yazmaları veya konuşmaları istendiğinde bu konuda yeterli bir durumda olmadıklarını görüyoruz. Bir lise öğrencisinin en azından bir konuda konuşabilmesi, yazı yazabilmesi gerekmektedir. Bunda okullarımızda, eğitimde ve ülke genelinde okuma oranlarının çok düşük olmasının da etkili olduğunu düşünüyorum.
Genel bir durum değerlendirmesi yapacak olursak şunları söyleyebilirim: Öğrencilerimiz kendilerini yazılı ve sözlü olarak ifade etmede oldukça yetersiz. Bu durum karşısında pek bir şey yapılamadığı, yapılmak istense bile karmakarışık sebepler manzumesi yüzünden birçok şeyin başarısız olduğunu söyleyebiliriz. Burada bence en baştan neyin eksik olduğunu tespit etmek gerekir. Bence eğitimde bir “niyet” eksikliği var. “Yaptık” diyerek hiçbir şey olmuyor. Artık yeni bir bakış açısı, yeni bir amaçlar manzumesi, yeni bir eğitimci tipine ihtiyacımız var. Karşımızdaki öğrenci kitlesinin önemli bir kısmının eğitimle yakından uzaktan ilgisi bile yok. Halbuki onları eğittiğini söyleyen bu sistem, mevcut durum karşısında yetersiz kalıyor. Kaybolan ise gençlerin, ülkenin ve milletin zamanı ve enerjisidir.










