Ahbap üzerinden gerçekleştirilen yolsuzluk, sadece dernek yöneticilerinin suistimali olarak görülemez..Bence siyasetin kör ettiği gözlerden başlayın.!
Kendisine yakın insanları körü körüne desteklemek ve şahsi ihtilaf yaşadığı kişileri ise hedef tahtasına koymaya varıncaya kadar, birçok ayrıntıda kalıyor gibi görünen yönleri ile de, bu yolsuzluğu değerlendirmemiz gerekir..Çünkü, kumar masalarında yenilen yardımlar toplanırken, Haluk Levent tek başına değildi..Kendisi Ahbap’a veya başka bir yardım kuruluşuna destek vermediği halde, Ece Üner, Gökhan Özoğuz, Fatih Portakal oradaydı. Kendi ifadelerinden bunu okuyoruz.. Fatih Altaylı..Ruşen Çakır, Özlem Gürses, Şahan Gökbakar varmış sırada..Her birinin, nasıl bir çakallığa isteyerek veya istemeyerek alet oldukları, belki de dindar insanlara nefretleri sebebi ile nasıl bir soygunda gönüllü oldukları tek tek ortaya çıkıyor.. 6 Şubat 2023 depreminden hemen sonra, bu isimlerin neler söylediklerine, neler yazdıklarına bir bakalım mı?
Örneğin, en son ifadeye gidenler içinde; 28 şubatçıları protesto ettiğim; meydan okuduğum için Hürriyet gazetesinin koca bir sayfasını İMAMA BAK başlığıyla şahsıma ayıran, 28 Şubatçıların postal yalayıcısı Fatih Altaylı ne yazmış:
“Kerem Kınık (Kızılay eski Başkanı). Laf ebeliği ile üste çıkmaya çalışma. Senin nasıl biri olduğunu tüm ülke gördü. Yakınlarına çıkar sağlayan tipik bir nepotiksin. Araziye uy da utanma duygun varmış gibi yap. Kavga edersen sahiplerin seni biraz daha görevde tutarlar zannediyorsun. Yanılıyorsun koçum.”
Nasıl bir küstah yaklaşım bu.! İftiranın bini bir para yaklaşımının eseri olan nice ifadeler..Ve belki en önemlisi..
Kime karşı olduğunu net olarak gösteren, tehditkar cümleler..!
“Sahiplerin” ne demek? Hedef belli.!
Özür dileyecekler arasında maalesef bizim mahallenin insanları yok mu?! Elbette var.!
Belki de o tarihe kadar, Kızılay’ın başına geçmiş isimler arasında en müspet olanı diyebileceğimiz isme, Saadet Partisi Genel Başkanı sıfatı ile, Temel Karamollaoğlu’nun yaptığı değerlendirmeye bakın:
“Ben bundan sonra Kızılay’a hiçbir surette ne yardım ederim ne de yardım edilmesini teşvik ederim. Bu mantığa ben güvenmem. Kan bile vermem. Hastaneye gider veririm ama oraya vermem.”
Kimlerle birlikte Kızılay’a saldırdığına, iftira attığına bakar mısınız?!
Dün, Erbakan Hoca’ya, ‘Katil’ suçlaması yapan Emin Çölaşan’ın iftiralarına yapışıp, Kızılay’a saldırıyorsa..
Dün Erbakan Hoca’ya ‘Uyuşturucu kaçakçısı’ iftirası atan kartel gazetesinin yazarının bir başka iftirasına yapışıp, Kızılay’ı yerin dibine batırmaya kalkışıyorsa..
Sözün bittiği yer tam da burası.!
Bu ülkenin görmüş göreceği en nazik, en vatansever, en dürüst başbakanlarından Necmettin Erbakan’a, “katil” suçlaması yapanlarla birlikte, Kızılay’a saldırmıştı, 6 Şubat depreminden birkaç hafta sonra..
Ne demektir, “Artık kan vermem”.!
Bugün geldiğimiz noktada, Temel bey o sözlerinden dolayı bir pişmanlık duyuyor mu acaba?
Yüzbinlerce çadırı bedelsiz olarak afet bölgesinde depremzedelere ulaştıran Kızılay’a, üç tane şaklabanın gazına gelerek yaptığı hakaretlerden bugün özür dileyecek mi acaba?
Başörtülü öğrenciye en ağır küfürü yapan Fatih Altaylı ile aynı noktada buluşmak çok acı.!
Dindar hiç kimseyi sevmeyen, onları yobaz ve gerici diye yaftalayan Fatih Portakal’larla, Ece Üner’lerle aynı noktada buluşmaları gerçekten çok acı ve incitici..
İftira attıkları Külliye’nin ne kadar önemli bir görev üstlendiğini, üzerinden 10 yıl geçtikten sonra, bugün çok daha iyi görüyoruz..
Köprülerin, tünellerin, havalimanlarının Türkiye’nin kalkınmasında ne kadar önemli altyapı hizmetleri olduğunu bugün çok daha iyi anlıyoruz..
Suriyelilerin sadece canlarını kurtarmak için, Esed katliamından kaçmak için Türkiye’ye geldiklerini, bu ülkeyi işgal, demografik yapısını değiştirme gibi bir amaçları olmadığını, bugün çok daha iyi anlıyoruz..
Dün iftiralarla, yalanlarla saldıranların, bugün bir özeleştiri yapmaları gerekmiyor mu?
Fatih Altaylı’ları da..
Şahan Gökbakar’ları da..
Ece Üner’leri de.
Temel Karamollaoğlu’ları da..
Hayırlı günler diliyorum.
03 AĞUSTOS 2026 PAZARTESİ










