Ayasofya Camii yansaydı neler olurdu?!
Allah korusun Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi yanıp, kül olsaydı?! Düşünmek bile istemiyorum.! Zaten tüm dünya pusuya yatmış Yeni Osmanlı’nın doğuşunu seyrediyorken böyle bir sorun… Hayır, olamaz böyle şey! Deli dolu her ne haltsa bu konu araştırılsın.
İki dinin odak noktası, İstanbul'un, hatta Türkiye'nin sembolü, fethin nişanesi Ayasofya kadar hassas bir sinir ucu olabilir mi? Yıllar sonra ibadete açılması, başta Yunanistan olmak üzere din savaşını körüklemek isteyen, Ayasofya ve Konstantinopolis'i içlerinde ukde olmaktan bir türlü çıkartamayan Hristiyan ülkelerin ellerine geçirecekleri bu büyük fırsatı nasıl tepe tepe kullanabileceklerini hayal edebiliyor musunuz? Ya Türkiye'yi karıştırmak için her fırsatı kullanan İsrail'in eline geçecek kozun büyüklüğünü?
Bizim ülkemizde de Ayasofya'nın ibadete açılmasını hazmedemeyenler var, biliyorsunuz. Bu bağlamda küle dönmüş bir Ayasofya'nın, siyasi kutuplaşmayı bir iç savaşa dönüştürme ihtimali göz ardı edilebilir mi? Ayasofya da daha iyi korunmalı.
Dinsiz donsuz bir sürü gözü dönmüş bir şekilde durmadan dine diyanete saldıran bir güruh var ortada..! Size ne; bizim dinimizden, Diyanetimizden! Her yeni gelen siyasi iktidar kendi ekibiyle çalışmak istediğinden, Başkanlar da o partinin kendisine yakın gördüğü kişilerden seçiliyor.
En uzun ve zor dönemlerde görevde kalan Tayyar Altıkulaç’a istediği atamayı yapmayı ret eden CHP Milletvekili Celal Paydaş tarafından, densizce makamında silah bile çekilmişti hatırlayın.! Ankara’nın Çankaya İlçe Müftüsüyken Diyanet İşleri Başkanlığı’na atanan Mehmet Nuri Yılmaz’lı yıllar bana göre Diyanet’in en verimsiz dönemi olmuştu.!
Son zamanlarda Cuma hutbeleri halk tarafından, “işte bu, hutbe dediğin böyle olmalı” diye Diyanet’e teşekkür ederken, bazıları da bu durumdan rahatsız… Zaten kinlerini daha önce çeşitli şekillerde kusuyorlardı… Kin kusmaya da devam ediyorlar… Hutbe, cuma namazını kılmaya camiye gelen Müslümanlara okunur; çarşıda pazarda değil.! Onun için de hutbe yalnızca Müslüman olanların konusudur.!
Ömründe bir tek defa camiye uğramamış, alnı secdeye hiç gelmemiş, her fırsatta dine diyanete sövmeyi huy edinmiş ahlaksız densizlerin değil.! Birçok kurum müdürünün kullandığı lüks makam araçları varken, Başkanlık Makamına tahsis edilen Audi marka makam aracını dillerine doladılar.
Daha geçtiğimiz Cuma günü okunan; “haya, çıplaklık, örtünme” konularını içeren hutbeden yine rahatsız oldular. Çünkü çıplaklıktan, fuhşiyattan besleniyorlar.! Durduk yerde hiçbir zorlama da söz konusu değilken bu gocunma neden? Dinden, diyanetten haberi olmayanlar; sahi, siz cami yolunu biliyor, Cuma namazı kılıyor musunuz?!
Caminin avlusuna cenazeniz olduğunda uğrarsınız, içeri bile girmezsiniz hatta kendi ölünüzün namazını dahi kılmaz; orada öyle put gibi durursunuz.! Peki size ne benim dinimden diyanetimden?! İşinize bakın… Başkanlık da işini yapıyor… Tabi ki sizler de işinizi yapıyorsunuz; kin ve nefretle din ve Diyanet’e saldırmakla!
Haya ve ahlâktan ancak, hayasız ve ahlâksızlar rahatsız olur..! Şimdi cevapları hemen hazırdır: “Din sizin tekelinizde mi, biz de Müslümanız, babam/dedem hacı, falanca akrabam başörtülü” gibi basmakalıp savunmalar gelir.! “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” diyen Mevlana’yı hiç duymadınız mı?
Çıkın mertçe: “Biz Müslüman değiliz, İslam’dan, Müslümanlardan rahatsız oluyoruz” deyin de kurtulun. Münafıklığın lüzumu yok! İlla da aklınızı başınıza almayıp İslam’a ve Müslümanlara saldırırsanız canınız cehenneme… Hani bir söz vardır: Dinime söven müselman olsa bari.! Biz bunu bilir buna inanırız…
SİPARİŞ DİN.!..
Bakkal amca, bir din ver, bana şöyle yüz gram
İçinde hem komedi, hem de birazcık dram.
Öyle bir din olsun ki; bizi fazla sıkmasın,
Her yerde ‘ahlâk’ diye, karşımıza çıkmasın.
Ramazan’da otuz gün, vücut girsin bakıma,
Ama bayram gelince, karışmasın rakıma.
Bırakalım insanlar, her tür haltı yesinler,
“Ne yani… Biz Müslüman değil miyiz?” desinler.!
Bir din ver ki; içinde, birazcık kahve falı,
Ve üstünde bir kaşık, sosyetik mevlid balı,
Arasında bir dilim de kaşar falan olmalı,
Böylece kalplerimiz, hidâyetle (!) dolmalı…
Bakkal amca bir din ver; zorda “Allah” diyelim,
Açılınca kapılar, “Haydi Yallah” diyelim.
Âlimler ehli cümbüş, fetvâlarda varyasyon,
Biraz Budist felsefe, biraz reenkarnasyon…
Bir din ki; insanları, hayallere daldırsın,
Tüm cinsel yasakları, yürürlükten kaldırsın.
Eroslar, Afroditler, sokaklarda çıldırsın,
Ve bu çılgın tanrılar, şeytanları yıldırsın...
Hayırlı günler diliyorum.
Şaban Öztürk – Köşe Yazısı
11 Ağustos 2025 Pazartesi










