Kötü biri olmadığımı biliyorum. Türlü hâller ve sözlerle bunun aksini ispat etmeye çalışıyorsun. Sana iyi biri olduğumu ispat etmeye çalışmayacağım. Bunu vicdanım anlasın yeter.
Bende gördüğün kötülük, sendeki kararın ve derin bir hâlin yansımasından başka ne olabilir! Bağırmak, çağırmak, türlü hakaretler ancak içinde bulunduğun hâlin bir ifadesidir. Cehennemde yandığın hâlde gel benimle beraber yan diyen zebaniler gibisin.
Biliyor musun, sözlerin bir alev gibi cana işliyor. Sözlerin bir ateş yalımı gibi içimi yakıyor. Bazen bir hakaret, bazen bir iftira bazen de bir dedikodu olup karşıma çıkıyorsun. Görevini dilinle yerine getiriyorsun.
Kabul ediyorum, beni çok derinden yakıyorsun. Kalbimin en derinlerine kadar ateşini duyabiliyorum. Fakat içim böyle yandığı hâlde orada serin kalan bir yer var. Bir köşeye çekilip seni izliyorum. Seni yargılamıyorum. Görevin neyse onu yapıyorsun. Beni, bendeki günahım kadar yakabilirsin. Ötesine izin yok. Görevin yakmaksa kimse sana bunun aksini söyleyemez. Söylese de bir işe yaramaz.
Sen, insanların daima ötelerde ve bilinmeyen zamanlarda karşılaşacağını umduğu bir görevliden başka bir şey değilsin. Görevin canlara ateş düşürmek ve bir yönü cehennem olan şu âlemde herkesi cürmü kadar yakmaktan ibaret.
Ateşin yakacak bir şey bulamadığı zamanlarda söndüğü gibi sen de yok olup gideceksin bir gün. Sana varlık veren şey benim günahım, hatalarım, vehimlerim ve zanlarımdır. Onlar yok olup gittiğinde varlığından eser kalmayacak. Sonuçta geriye iyiler ve iyilik kalacak.
Y. Şen










