Yaşamak maddi yönünden bakınca kayıtları yüklenmek gibi bir şey... İnsan bunu eşyayı biriktirmek gibi algılıyor çoğu zaman. Halbuki bu hayatta seyrimizden ve yolculuğumuzdan başka hiçbir şey bizim değildir.
Biriktirmek hatırlanmaya değer şeyler söz konusu olunca güzel. Kayıtlar için de böyle. Hafızamız ve kalbimiz güzel şeyleri ve yaşanmışlıkları bir yerlerde saklar. Onlar yâdımıza geldikçe yaşanmış bir hayatın hissiyle dolup taşarız.
Bazen etrafın güzelliğine, doğanın heybetine, ilhamın zenginliğine bakmadan fotoğraf ve video çekmekle yani kayıt almakla meşgul oluruz. Gözün ve gönlün güzel bir manzaradan alacağı lezzet de böylece kaçırılmış olur. Kayıtlar burada bize engel olmaktadır.
Hayatı yaşanmaktan alıkoyan şey, kayıtların fazlalığıdır. Bağlı olduğumuz şeyler çoğaldıkça insan manâya doğru kanat açamıyor.
Bir şeyle kayıtlanmak üzerimize bir vazife düştüğü zaman güzeldir. Bu bir bakıma işini yapmak demektir. Bizim burada bahsetmek istediğimiz husus, keyfi yere kayıtların çoğaltılmasıdır.
Seyahat hâlinde olan birinin etrafı görmek, duymak ve hissetmek yerine daima bir şeyleri kayıtla meşgul olması böyle bir şeydir.
Sonuçta insan bu âlemden bir gün çekip gidiyor. Ona kalan şey ise eşyadan ve kayıtlardan yana ne biriktirdiği değildir; bu hayatı nasıl yaşadığıdır.










