İsrail Kanal 14 televizyonundaki raporu hatırlıyorum. İsrail’in endişesini şu ifadeyle özetliyordu:
“Türkiye bizi her taraftan kuşatıyor.” Çünkü İsrail haritaya baktığında yalnızca Türkiye sınırları içerisindeki Türk ordusunu görmüyor. Kuzeyde Suriye’deki Türk nüfuzunu..Doğu Akdeniz’de Kıbrıs ve bölgede yerleşik Türk varlığını.. Batıda Libya’daki askerî nüfuzu.. Güneyde Somali ve Kızıldeniz’deki varlığı..Mısır’la hızlanan yakınlaşmayı..Ve şimdi Suudi Arabistan’la yapılan savunma ittifakının Türk askerî varlığı için Arap Yarımadası içerisinde yeni bir alan açma ihtimalini görüyor.. Ardından Pakistan, Mısır ve diğer islam ülkelerini.. Yani 2027 yılını israile göstermeyeceğimizi de..
İşte burada tekrar Friedman’a dönüyorum ben. Onu “Mekke Anlaşması’nı önceden bildiği” için değil.. Çünkü böyle bir şey söylemedi. Tebük’ü, Riyad’ı veya Abha’yı öngördüğü için de değil.. Bu da kitapta yok. Ancak yıllar öncesinden daha büyük eğilimi yakaladı: Cumhuriyet’in sınırları içerisine sıkışmış olan Türkiye, coğrafyasının ve gücünün etkisiyle yavaş yavaş daha geniş bir bölgesel rolü yeniden üstlenmeye yönelecekti.. Bunu gördü..Daha da ilginci, Friedman bunun çok daha ötesine gidiyor.. Sadece Türkiye’nin yükselişini öngörmüyor; yüzyılın ortalarına doğru Türkiye’nin, Avrasya’da o kadar büyük bir güç hâline geleceğini ve Amerika Birleşik Devletleri’nin dahi Türkiye’yi çevrelenmesi gereken bir güç olarak görmeye başlayacağını düşünüyor.! Ve burada.. Friedman’ın kehanetinin birebir gerçekleştiğini söylemiyorum.
Ancak 2009 yılında yayımlanmış bir kitabı okuyorsunuz ve kitapta Türkiye’nin İslam dünyasında ağırlık merkezi hâline geleceği,
Arap dünyasındaki ve Arap Yarımadası’ndaki nüfuzunun
genişleyeceği söyleniyor..Yani 17 yıl öncesinde bugünü yazıyor..!
Sonra 2026 yılının haritasını açıyorsunuz önünüze.. Ve Ankara’nın Libya’dan Suriye’ye.. Somali’den Sudan’a.. Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e.. hareket ettiğini, ardından Suudi Arabistan ve Pakistan ile savunma ittifakına girdiğini, Mısır’ın da bu ittifaka katılmayı düşündüğünü görüyorsunuz..İşte o zaman gerçekten şu soru ortaya çıkıyor:
Biz sadece yeni bir ittifakla mı karşı karşıyayız? Yoksa bölgesel güç dengesinde çok daha büyük bir dönüşümün ilk aşamalarına mı şahit oluyoruz?! Yıllar öncesinden Friedman’ın
yaklaşmakta olduğunu gördüğü bir dönüşüme mi?! Allah her zaman en doğrusunu bilir. Rabbimizden bu ümmet için hayırlar hazırlamasını diliyoruz.
Ben bu köşede yazmaya devam edeceğim.. Beni hafife almak için her yola başvuran “dangalaklara” rağmen.! Ben bugüne kadar hiç kimseyi küçük görmedim ve herkesi yaradandan ötürü sevdim..Allah’a şükürler olsun ki verilemeyecek hiçbir hesabım yok. İnsanlara saygılıyım ama herkesi de sevmek ve herkes gibi düşünmek zorunda da değilim.! Hayırlı Cumalar diliyorum.
28 AĞUSTOS 2026 CUMA











