Şimdi kişiden kişiye değişebileceği gibi mutluluğun çok yönleri vardır. İnsanlar ömür boyu birlikte yaşayacağı eşlerini seçerken başta titizliği ve özeni göstermeyebiliyor.! Daha sonraki yıllarda bir takım köklü değişiklik yapılarak daha mutlu olacağı yollara girilebiliyor.
Yazılarımda daha iyi anlaşılsın diye hikayenin içine kendimi koymaya çalışıyorum. Mesela ben ilk defa 2010 yılında ya da daha güçlü bir şekilde 2016 yılında gerçek mutluluğu yakaladım derken sen “evliliğimin 7. yılında aradığım mutluluğu yakaladım” diyebilirsin.
Bir başkası başka bir şey diyecektir. Daha başkası da o mutluluğu hiç yakalayamayacak..! Kimisi de milenyumla birlikte mutluluğu yakalamış olacak.! Onun için evlilik okullarının mutlaka açılması elzem oldu.
Ben bunu 1987 yılından itibaren belki yüzlerce, binlerce defa; hutbe, vaaz, konferans, seminer ve panellerde dile getirmiş bir kardeşinizim. Evlilik çoğalmak demektir; milleti oluşturmak demektir hatta devlet kurmak demektir.
Emperyal çıkarları uğruna insanlığın çoğalmasını, ailelerin yok olmasını, toplumların kaderinin değişmesini düşünen Kissinger’ın hazırladığı gizli rapor birçok insan hakları kuruluşu tarafından çok sert şekilde eleştirilmişti. Bu raporun Türkiye’ye yansımalarını başka yazılarımda ele alacağım. Şimdilik bu kadarını bilelim.
Ancak sosyal medyada gördüğümüz bir video beni yine derinden sarstı ve böyle baba olacaksa olmaz olsun dedirtecek cinstendi.! Bir babanın Hatay’da kızını TikTok yayınına çıkarıp para kazanma uğruna istismar etmesi, sadece bir bireyin ahlaksızlığı değil, toplumun gidişatına tutulmuş kara bir aynadır.!
Eskiden yoksulluk vardı ama onur vardı; bugün ise kolay kazanç uğruna namus bile pazara çıkarılıyor.! Üstelik tepki verenlere meydan okunması, utanmazlığın artık normalleştiğini gösteriyor. Bu olay, “ekonomik sıkıntı” bahanesinin ötesinde, değerlerin dibe vurduğunu kanıtlıyor.
Asıl yoksulluk, cebimizde değil, vicdanımızda başlıyor. Toplum olarak kendimize şu soruyu sormanın tam zamanıdır: Çocuklarımızı koruyamazsak, geleceğimizin hangi yüzüne bakacağız?
Emekli bir Türk ile evlenen 52 yaşındaki Rus hanımın Türklere ait gözlemlerini paylaşarak bu noktalara nasıl geldiğimizi görelim:
“Ben Türkiye'ye geldi, evlendi. Türk erkek Türk kadınlar çok yemek seviyor. Hep çeşit istiyor. Biraz oturuyor hemen yemek soruyor.! Sonra hasta olmak anlatmayı çok seviyor.! Şikayet çok.. Kadınlar kendine zaman ayırmak bilmiyor.
Hasta olmak bekliyor, doktora gitmek sonra doktor diyecek; dinlen çok yoruldun bunu bahane ederek hep hastalık konuşarak geçiriyor.! Çocuklar hep televizyon başında. Eşimin oğlu evlendi Torun televizyon başında.
Geline dedim ki; çocuk seni az görüyor onları çok görüyor. Zihninde sen az onlar çok. Reklamları ezberlemiş. Öyle ezberlemiş istiyor anne reddedince ağlıyor.! İşte böyle ağlıyor sonra yine istiyor yine ağlıyor 3 gün 4 gün sonra anneyle arada çatışma oluyor.
Şimdi saygı nasıl olsun?! Çocuğun zihninde anne az, televizyondakiler çok. Kapat onu, çocuk seni seyretsin, seni anlasın, senin güzelliğin onun beyninde yer etsin dedim. Kimse anlamıyor çocukların beyni kimlerle doluyor.!
Sen çocuğu doğurdun! Sen hatırlıyorsun onu kundakladı büyüttün! Sen hatırlıyorsun, o bunları bilmiyor.! Karnını bile televizyon başında doyuruyorsun, senin yüzüne bakmıyor o çizgi filme bakıyor. Sonra diyor ki çocuk yüzümüze bakmıyor hiperaktif.! Çünkü çocuğun beynini televizyon artık yeniden tasarladı.
Sonra çocuk o çizgi kahramanların vitrinde kostümünü görüyor, istiyor, ağlıyor çünkü çocuk aslında artık onlara ait oldu.! Kardeşi ile oynarken bile oradaki karakterler gibi davranıyor ve o karakterler gibi konuşuyor. Diyorum ki; bak çocuk babası gibi değil, senin gibi değil, konuşması televizyon gibi.
Kadınlar çok konuşuyor hiç susmuyor..! Düşünmeden konuşmak Türkiye'de çok. Hep hastalıklar çok konuşmaktan diyorum, bana ters bakıyorlar. Tiroid hasta diyor, çok yiyorsun ve çok konuşuyorsun diyorum bana kızıyor. Bana çok konuştukları zaman hemen elimle reddediyorum.
Diyorum ki çok konuştun ben yoruldum..! Çünkü dinlerken beyin doluyor ve ısınıyor.! Susuyorlar o zaman. Çünkü kalp de yoruluyor.. Türk kadını güzel şeyler konuşmayı bilmiyor, hep şikayet. Kocasından şikayet ediyor, ailesinden şikayet ediyor, çocuğundan şikayet ediyor, kendinden şikayet ediyor.
Bir saat çay içiyor! Çay içerken gönül demlenir fakat öyle olmuyor herkesin sinirleri kabarıyor, sonra herkes evine gidiyor bu sefer ne oluyor, hastalık oluyor…!”
Hayırlı günler diliyorum.
29 EYLÜL 2025 PAZARTESİ











