Kissinger raporundan kısaca söz etmiştim. Raporun içeriğinde bazı ifadeler çok sarsıcı.
“Gençlerin emperyalizme ve dünyadaki güç yapılarına meydan okuma olasılığı çok daha yüksektir, bu yüzden sayıları mümkün olduğunca düşük tutulmalıdır.”
İşleyiş de bu ülkelerde nüfus kontrolünü tamamen baskıyla yapmak ama bunu gönüllü yaptırılıyormuş hissiyle gerçekleştirmek üzerine kurulu.
“Çiftleri, sosyal veya kültürel hususlara bakılmaksızın, daha küçük aileler kurmaya ikna etmeyi amaçlayan propaganda programları ve cinsel eğitim müfredatları tasarlamak ve teşvik etmek gereklidir.”
Emperyalizm eleştirilerini ve suçlamalarını savuşturmak için BM, WHO gibi uluslararası kuruluşları etkin kullanmak gerektiği de raporda yer alıyor.
Bir başka bölümde nüfus kontrol programlarına uymayan ülkelere gıda yardımlarının kesilmesi dahi öneriliyor:
“Hedeflenen bir az gelişmiş ülke nüfus kontrol programları uygulamadığı sürece afet ve gıda yardımını engellemek gibi başka şekillerde zorlamanın kullanılması düşünülebilir.”
Kissinger raporunda 13 hedef ülke belirlenmiş. Bu çok gizli rapordaki 13 ülkeden biri de tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye.
İlgili bölüm şöyle ifade edilmiş:
“Nüfusun azaltılmasına yönelik yardım, ABD'nin özel siyasi ve stratejik çıkarlarının bulunduğu en büyük ve en hızlı büyüyen gelişmekte olan ülkelere öncelik vermelidir. Bu ülkeler şunlardır: Hindistan, Bangladeş, Pakistan, Nijerya, Meksika, Endonezya, Brezilya, Filipinler, Tayland, Mısır, Türkiye, Etiyopya ve Kolombiya.”
1974 yılından sonra bu ülkelerde topyekun nüfus kontrol çalışmaları başlıyor. ABD bunu yaparken elbette elindeki finansal ve askeri yardımları bir sopa olarak kullanıyor.
Afrika, Asya ve Güney Amerika’daki uygulamalar inanılmaz insan hakları ihlalleriyle dolu.
Mesela 1995-1997 yılları arasında Peru’da devlet, kırsal kesimde kısırılaştırılan her kadın için çalışanlarına prim verme uygulamasını girmiş. Milyonlarca dolarlık bir sektör oluşmuş. Bunun da çeyrek milyondan fazla kadının zorla kısırlaştırılması gibi ağır sonucu olmuş.
Konuyla ilgili bir insan hakları raporunda şu ifadeleri okumak lazım:
“Zorlama çeşitli biçimlerde karşımıza çıkıyor. İlk olarak, direnenlerin evlerine tekrar tekrar ziyaretler yapılıyor. Bir kadının da belirttiği gibi, işçiler "gece gündüz, gece gündüz, gece gündüz" gelip onu kısırlaştırması için baskı yapıyorlar.
Rüşvet ve tehditler de kullanılıyor. Aç kadınlara, kısırlaştırmayı kabul etmeleri halinde, ABD tarafından desteklenen programlar da dahil olmak üzere gıda programlarına katılma fırsatı sunuluyor.
Gıda programlarına halihazırda katılan kadınlar ise sınır dışı edilmekle tehdit ediliyor. Düşük kilolu çocukları devlet gıda programlarında olan kadınlar, kısırlaştırılmayı reddederlerse bu gıdanın kendilerine verilmeyeceği tehdidinde bulunuluyor.
Yani bu kadınların halihazırdaki zayıf çocuklarını açlıktan öldürmeyle tehdit ediyorlar. Bir kısmını ise ailelerinden kaçırıp zorla kısırlaştırıyorlar.”
Diğer ülkelerde de durum çok farklı ilerlememiş.
Kenya Tabipler Birliği Sekreteri Dr. Steven Karanja, “Sağlık sektörümüz çöktü” diyor:
“Binlerce Kenyalı, rafları milyonlarca dolar değerinde hap, rahim içi araç, Norplant, Depo-provera vb. ile dolu sağlık tesislerinde, tedavisi birkaç sente mal olan sıtmadan ölecek. Bunların çoğu Amerikan parasıyla sağlanıyor.
Bir anne zatürre hastası bir çocuk getirdi, ama çocuğa verecek penisilinim yoktu. Mağazalarda sadece doğum kontrol hapları var.”
Acımasız nüfus kontrol süreci uzun yıllar boyunca bu 13 ülkede ağır şartlarda gerçekleşti.
Bu dönemde Türkiye’de de güçlü bir propaganda eşliğinde nüfus kontrol müdahaleleri başladı.
Zaten kentleşme olgusu modern Türkiye için vazgeçilmez olarak dayatılmaya başlanmıştı.
1970’lerin sonlarına gelindiğinde çekirdek ailenin daha modern bir aile tipi olduğunu anlatan diziler, filmler, reklam çalışmaları, algı çalışmaları, akademik raporlar üzerimize boca edildi.
Kalabalık aileler, çok çocuklu aileler hem sınıfsal olarak alt yapı unsurları olarak değerlendirildiler hem de ideolojik olarak gerici sınıfına dahil edildiler.
Modern, ilerici, başarılı kesimler daha az çocuk sahibi olanlardı algısı popüler kültürün her alanında değerlendirildi.
Bu arada Sumud filosuna baskın düzenleyen İsrail’e tüm dünyadan tepkiler giderek büyüyor; İsrail yalnızlaşıyor ama durdurulamıyor! Ortadoğu’nun canavarı haline gelen İsrail’in kolu kanadı mutlaka kırılmalı.
Hayırlı cumalar diliyorum.
Şaban Öztürk
03 Ekim 2025, Cuma











