Sosyal medya hayatımızda oldukça yeni ve şimdi yaşamın tam içerisinde. Burada hayatının her farklı ânını, her heyecanını paylaşmak isteyen bir insan tipi ortaya çıktı. İşin ilginç yanı, bunun beraberinde burada paylaşılmayan şeyleri yok zanneden bir insan tipi de var.
Kanaatim o ki, insan sosyal medya üzerinden dayatılmaya çalışılan bir hayata uzun süre tahammül edemez. Her şeyi paylaştığımızı zannettiğimiz sosyal medya insanı tüketen bir konuma yükselmiş durumda. Çünkü bu işin sonu kendi istediği için değil başkası istediği için bir şey yapan, yaptığının ve söylediğinin ne işe yaradığı konusunda bir fikir sahibi olmayan insanların topluma hakim olmasıdır.
Şu bir gerçek ki, belki en sevdiklerimiz hariç geniş kalabalıklarla paylaşılmayan güzellikler daha kalıcı ve bereketli oluyor. Bunlar kolay tükenmiyor. Daha çok bizim oluyor. Nedense paylaşılan şeyin sırrı kayboluyor. Bundan dolayı bir şeyin kalıcı olmasının sırrı artık onun sosyal medyada paylaşılmamasıyla eşdeğer hâle geldi, diye düşünebiliriz.
Sosyal medyanın sebebi hikmeti, insan maneviyatının daima bir ve beraber olduğunun madde âleminde zuhuruyla ilgilidir. Fakat işin ilginci bu mecra insanı çoğu vakit, olumsuzluğa, moral bozukluğuna ve bir tatminsizliğe sevk ediyor. Buradaki paylaşımlar çoğu zaman hayatın güzelliklerini, sahip olduğumuz kıymetleri bize unutturuyor. İnsanı şükürden uzaklaştırıp şikayet eden bir varlık hâline getiriyor.
Sonuçta bu mecraya insanlığın pek uzun bir müddet dayanamayacağı ortada. Hayatı bir umut, bir neşeyle yaşamaya çalışan insanın enerjisini alıp götüren sosyal medyanın hayatımızdaki yerini buna göre belirlemek durumundayız.










