Yaşadığımız evrenin temel bir yasası olduğunu düşünüyorum. Tevhit bu yasanın en önemli kanun maddesidir. İnsan bunu anlayana kadar acı çekiyor. İnsanın en büyük acısı bu âlemde müstakil bir benliğe ve bağımsız bir varoluşa sahip olduğunu zannetmesidir.
Kabul etsek de etmesek de hayatın özünde yer edinmiş olan tevhit yani bir bütünlük hâli var. Vahdet hâlini anladıktan ve buna göre yaşamaya çalıştıktan sonra her söz, niyet ve fiil insan hayatına sevinç, huzur getirirken vahdet hâlini zedeleyen her şey ise bir yerden sonra derin bir huzursuzluğun da başlangıcı ve sebebidir.
İnsanlar huzursuzluğun, mutsuzluğun, keyifsizliğin sebebini kendilerinde aramalıdır. Âleme ve ondan bize yansıyıp duran şeyler bizce bu tevhit prensibinin gereği olan kendi hâllerimizdir.
Bana kalırsa evren burada tek bir ruh varmış gibi hareket ediyor. Dışarıdan bakıldığında mükemmel işleyen sistem, içerideki bir vahdet hâlinin yansıması olmaktadır. Bütün bir hayat da esasen ona ne verdiğimize, ne düşündüğümüze göre şekilleniyorsa bunun böyle böyle olduğunu düşünmekten doğal ne olabilir!
Kötü düşünen ve söyleyen birisinin her zaman kötülükle karşılaşması ihtimal dahilindedir. Bundan ötürü âlem her türden olumsuz halimizi bize geri yansıtan bir ayna gibidir.
İyi niyet, güzel duygular, sabır ve muhabbetle yaşanan bir hayatın insana mutsuzluk getireceğini zannetmiyorum. İnsan, dışarıya yansıyanın kendi iç âlemi olduğunu anladığı vakit şu sonsuz olaylar silsilesi ile uğraşmaktan vaz geçip kendine döner, nihayet umulur ki, bir gün huzura ve rahata erer.










