Osmanlı'nın kılıç ustaları, yaptıkları çeliğe bir ruh ve bir isim verirlerdi. O isimlerden biri vardı ki, en cesur düşmanın bile dizlerinin bağını çözerdi. “Kara Bela” sıradan bir kılıç değildi. Sözün bittiği, sabrın tükendiği ve zulmün arşa çıktığı anda kınından sıyrılırdı. Bugün, Sudan'ın Darfur bölgesinde, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından birine tanıklık ediyoruz. Bir zulüm fırtınasıdır esiyor.! Adeta bir ‘kara veba’ gibi.! El-Faşır, aylardır kuşatma altında. Uydu görüntüleri bize, sokakların toplu infaz edilmiş ceset yığınları ve kan lekeleriyle dolu olduğunu gösteriyor. BAE tarafından fonlanan ve silahlandırılan terör örgütü ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ RSF (Rapid Support Forces) girdiği hastanelerdeki hastaları ve çalışanları katlediyor. Vahşi infazların arasında Sudan Kızılay’ı gönüllüleri de var. Sadece 48 saat içinde 4.789 Müslümanın katliama uğradığı rapor edilmiş. Sudan Sosyal Hizmetler Bakanlığı, sadece bir şehirde 300 kadının katledildiğini, 25 kadına tecavüz edildiğini haykırıyor hür dünya ve İslam alemine.!
Bu, dünyanın en büyük ve en hızlı yerinden edilme krizi. 12 milyondan fazla insan evsiz. 30 milyondan fazla insan, yani nüfusun yarısından fazlası acil insani yardıma muhtaç. Dünya ne yapıyor dersiniz?! Dünya kör ve sağır.! Dünyanın daha önemli(!!) gündemleri var. Afrika’da Müslüman bir ülke gadre uğrarken, kim ne diye bunu gündem yapsın ki?! Ukrayna'daki acı her gün manşet olurken, Darfur'daki katliam istatistike bile girmiyor! Ölenler Afrikalı ve Müslüman olduğu için mi bu vicdansızlık? Batı medyasının ve uluslararası kurumların defalarca şahit olduğumuz ahlaki iflasının son örneğini seyrediyoruz.
Bu sessizlik, bir kayıtsızlık değil, siyasi bir tercih. Bu sessizlik, bir suç ortaklığı. ABD’nin dilinin ucuyla yaptığı “kınama” mesajı her şeyi anlatıyor aslında. Çünkü bu vahşetin tetiğini çeken "Ebu Lü'lü"lakaplı teröristler ve onların bağlı olduğu RSF milisleri, yalnız değil. Onların arkasında vahşetin asıl mimarları var. Sahadan gelen tüm raporlar, bu acımasız gücün lojistik, askeri ve finansal olarak BAE tarafından desteklendiğini ortaya koyuyor. Sudanlı bir cami imamının "Allah'ım, Bin Zayed'in saltanatını sars, damarlarındaki kanı dondur!" feryadı, bu ihanetin adresini net bir şekilde gösteriyor. BAE'den kalkan kargo uçakları, Libya ve Çad üzerinden bu teröristlere durmaksızın askeri teçhizat taşıyor. Sahi, Bin Zayed denilen adam nasıl bir vicdan dokusuna sahip?! Ortadoğu veya Afrika’da, nerede mendebur bir iş olsa altından o çıkıyor. İsrail ve Batı menfaatine yapmadığı taşeronluk, bulaşmadığı pis iş kalmadı.! Ve Libya Baş müftüsü Sadık el-Giryani'nin tespiti, büyük resmi ortaya koyuyor: "BAE'nin Sudan’daki rolü, İsrail Projesi'nin bir parçasıdır. Sudan, Libya, Yemen, Mısır ve Irak’ta yaşananlar, birleşik bir Siyonist-Amerikan planının halkalarıdır. Gazze de bu projenin merkezidir."
İşte ‘Nasıl bir vicdan?’ sorusunun cevabı burada gizlidir: Vicdan yok. Sadece çıkarlar var. Bir yanda ‘Darfur’un zengin altın madenlerini yağmalama hırsı’, diğer yanda bu kaostan beslenen kirli jeopolitik hesaplar.! Gazze'de on binlerce masum sivili bombalayarak bir soykırım gerçekleştiren İsrail'e "savunma hakkı" diyerek arka çıkan zihniyet, bugün BAE eliyle Sudan'daki soykırımı da görmezden geliyor. BAE'nin BM'ye "insani yardım"adı altında 100 milyon dolarlık bir rüşvet teklif etmesi ise, bu ahlaki iflasın en trajikomik yanıdır.! Bu karanlık tabloda, Cumhurbaşkanımızın "zulmü lanetliyoruz" ve "kardeşlik hukukunun gereğini yapmaya hazırız"sözlerinde ifadesini bulan duruşunu önemsemek gerekiyor. Türkiye, yine tek başına insanlığın vicdanı olmaya çalışıyor. Sudan meşru hükümetine verdiği destekle, Sudan'a inen uçaklarla, Sevakin’den Kızıldeniz'e uzanan o tarihi ve stratejik bağın gereğini yerine getiriyor. Bir yanda BAE'li bir influencerın "Muhammed bin Zayed’e saygı göstermeyenler kanlı gözyaşları dökeceksiniz" tehditleri; diğer yanda "Ümmü Leheb" isimli bir terörist karısının, kocasından daha fazla sivil öldürmesini istediği o dehşet verici kayıtlar..
Hayırlı cumalar diliyorum.
21 KASIM 2025 CUMA










