Görünen şeyleri görmek ve bildiklerimizi yazmak için illa birinden icazet almaya gerek olmadığına inanıyorum.
Devlet yalnızca görünen yüzüyle değil, aynı zamanda asırlık aklıyla da vardır. Yaşadığımız her gelişme, dün atılan tohumların filizidir. Devletimizin de öyle sıradan bir takvimi yoktur; planları bir seçim dönemiyle değil, asırlarla ölçülür.
Bizde her zaman ilk sahneye çıkan kurttur. Kurtluğun töresi bellidir; zalime merhamet etmez, zulmün kökünü kazır, parçalar ve adaleti tesis eder. Milletin içinden çıkan bu kurt, önce karanlığa gömülmüş topraklarda ışık çakar bakışlarıyla.!
Ondan hemen sonra Fatih devreye girer. Ve tarihin akışını değiştirmeye girişir. Fatih’in görevi sadece toprak almak değildir; Allah’ın nurunu bütün dünyaya yaymak, ilahi hakikati insanlığa hatırlatmaktır. Bu yüzden Fatih sahneye çıktığında sınırlar değil, gönüller fethedilmeye başlar.
Başımızdaki bugünkü liderden sonra gelecek olan “kurt bakışlı, kurt yürekli” Hakan Fidan’dır.! O, aklın ve stratejinin temsilcisidir; kurdun gözüyle görür, töresiyle yürür.! Devlet aklını en derin noktalarına kadar bilen bir isim olarak, milletin geleceğini emanet edeceği liderdir.!
Kurttan sonra gelen Fatih, Selçuk Bayraktar olarak gözümüzün önündedir.! O, zekâsıyla ve yenilikçi ruhuyla yalnız Türkiye’yi değil, bütün dünyayı hayran bırakan bir vizyonun sahibidir. Savaşın kurallarını değiştiren, teknolojiyi millileştiren, göklere Türk imzasını atan bir mühendis değil; Fatih sıfatını hak eden yeni bir çağın öncüsüdür.
İşte bu zincir, aslında derin devletin 100, belki de 1000 yıllık planının bir parçasıdır. Her nesilde bir kurt, her nesilde bir fatih doğar. Ve bu döngü, milletin varlığını ve istiklalini ebediyete kadar taşır.
Bugün bize düşen görev, bu büyük planın işaretlerini görmek, zamanı geldiğinde doğru liderin arkasında saf tutmaktır. Çünkü biz biliriz ki; Türk milleti ne zaman kurtulur, o zaman yalnız kendini değil, tüm insanlığı da kurtarır.
11. Yüzyılda Kaşgarlı Mahmud der ki;
“Bize ad olarak Türk adını Ulu Tanrı vermiştir. Yüce Tanrı: ‘Benim bir ordum vardır, ona -Türk- adını verdim, onları doğuda yerleştirdim. Bir ulusa kızarsam Türkleri, o ulus üzerine musallat kılarım. İşte bu, Türkler için bütün insanlara karşı bir üstünlüktür. Çünkü, Tanrı onlara ad vermeyi kendi üzerine almıştır; onları yeryüzünün en yüksek yerinde, havası en temiz ülkelerinde yerleştirmiş ve onlara ‘Kendi Ordum’ demiştir. Bununla beraber Türklerde güzellik, sevimlilik, tatlılık, edep, büyükleri ağırlamak, sözünü yerine getirmek, sadelik, övünmemek, yiğitlik, mertlik gibi övülmeye değer, sayısız iyilikler görülmektedir. Türk=Türk. Bu kelime hem müfret ve hem cemi olarak kullanılır. ‘Sen kimsin?’ anlamına olan ‘kim sen’ denir; buna ‘Türk men’ diye cevap verilir, ‘ben Türküm’ demektir.!”
(Kaşgarlı Mahmut, Divan-ü Lügat-it-Türk, C.I, s.351-353)
Zaferler haftasına bunları hatırlayarak girelim istedim; hamasetle değil.!
Hayırlı günler diliyorum.
25 AĞUSTOS 2025 PAZARTESİ










