Ünlü filozof Seneca'nın şöyle bir sözü var: "Sen ne yitirdiğinin bilincinde değilken, kaç kişi varoluşunu yağmaladı?"
Yaşadığımız şu hayat üzerine şöyle bir düşünürsek esasen sosyal medyadan, TV'den ve bizzat içinde yaşadığımız sosyal hayattan dur durak bilmeyen tehditlere maruz kaldığımızı görürüz. Bu durum esasen varoluşumuzun yağmalanmasından başka bir şey değildir.
İnsan mahremiyeti hiç olmadığı kadar günümüzde ortaya döküldü. Halbuki insan hayatının gizliliği, bazı şeylerin başkalarınca bilinmemesi mutluluk ve vicdanî huzur için son derece önemli ve gereklidir. Bize dâir her şeyin bilinmesi, bir yerden sonra bizi, her türden tehdide de açık hâle getirir.
Bugün insanın özellikle iç dünyası, duyguları, düşünceleri durmaksızın yağmalanmaktadır. Neye ihtiyacımız olduğunu bilmeden başkalarının beğenisi, takdiri, sosyal ve ekonomik olarak tayin ettiği şeyler üzerinden yaşıyoruz bu hayatı. Hâliyle insan yaşamı bugün tüketim üzerinden başkalarınca şekillendirilmektedir.
Sonuçta iç dünyamız, varoluşumuz esasen insanın kendisi ihmal edilmektedir. Bugünün insanı bu yüzden derin acılar çekmektedir. Çünkü insanının en az ilgilendiği şey ruhu, kalbi, zihni, yaşama dâir amacı yani kısaca kendisidir.
İnsan, özü itibariyle manevî bir varlık ve bu manevî varlığın bugün her türden saldırıya açık olduğu da bir gerçektir.
İnsanların bakışlarına dikkat ediyorum bazen. O bakışlardaki derin yalnızlığı, arayışları ve huzursuzluğu derinden seziyorum. Bu, varoluşu yağmalanan insanın kederinden başka bir şey değil.
Seneca haklı. Kendi kendimizin farkında bile değilken hayatımızdan gelip geçenler, pervasızca duygu ve düşünce hâlimizi kendisine açtığımız kimseler bizden neler alıp götürüyor, bilmiyoruz.
Şüphesiz bugünler geçiş dönemleri. İnsan eğlence ve sosyallik adı altında kendine ne kadar zarar verdiğinin bir gün farkına varacak elbette. Bir de varoluşunun yağmalandığını derinden hissedecek. İşte o vakit ihmal ettiği özüne, kalbine, ruhuna ve bu hayatı yaşama amacına yeniden yönelecek.










