Edebiyatçı, kelimelerle hayatı yeniden kuran kişidir. Onun için dünya, sıradan bir yer olmaktan çok daha fazlasıdır; her taşın, her ağacın, her yüzün arkasında bir hikâye gizlidir. Kalemi eline aldığında, insan ruhunun derinliklerine iner, görünmeyen duyguları görünür hâle getirir.
Çocukluğunda çoğu zaman yalnızlığa ve hayallere sığınır; çünkü orada beslenir kelimeleri. Bir bakıştan şiir, bir ayrılıktan roman, bir tebessümden öykü çıkarır. Dünyayı başkalarının göremediği açıdan görür; bazen umutla bazen acıyla, ama mutlaka derinlikle…
Yaşamı boyunca çoğu zaman anlaşılmamaktan yakınır; çünkü onun dili, gündelik konuşmaların ötesindedir. İnsanların sustuğu yerde o yazar, insanların görmezden geldiği yerde o anlatır. Kalemiyle hem kendine hem topluma ayna tutar.
Bir edebiyatçının asıl mirası, kitaplarıdır. Onlar sadece kâğıda yazılmış cümleler değil, zamanın ötesine uzanan bir ses, bir ruh, bir nefes olarak kalır. Okuyan her insan, o satırlarda kendinden bir şey bulur ve böylece edebiyatçının yaşamı, kuşaktan kuşağa devam eder.










