Bugün birçok din görevlisi köylerde görev yapmak istemiyor. Çünkü bazı köylerde imamlık yapmak, ibadet hizmeti vermekten çok, her gün birilerinin gönlünü hoş etmeye çalışmak anlamına geliyor.! İmam ezanını okuyor, namazını kıldırıyor, Kur’an kursunu yürütüyor, cenazeye koşuyor, hastaya gidiyor..Ama yine de birileri çıkıp mutlaka bir kusur buluyor.. “Bize selam vermedi.”“Kapımızdan geçmedi!
İmamın hiç özel hayatı olmaz mı?! İmamın görevi Allah’ın dinine hizmet etmektir. Her evi tek tek dolaşmak, herkesin gönlünü ayrı ayrı yapmak, herkesin istediği saatte kapısını çalmak diye bir görev tanımı yok.! Hele hele haftalık izin gününde camiye gelmedi diye şikâyet etmek..! Türkiye’deki bütün memurlar hafta sonu ya da haftalık izin kullanırken kimse onları şikâyet etmiyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir Hristiyan ve hiçbir Yahudi Papazı ve Haham’ı şikayet etmez; şikayet etmeyi aklının ucundan bile geçirmez.! Ama iş imam olunca sanki 24 saat görev başında olmak zorundaymış gibi bir beklenti oluşur..Bu adalet değil.!
Psikolojide buna tükenmişlik sendromu deniyor. İnsan sürekli eleştirilirse, yaptığı hiçbir iyilik görülmezse, en küçük konuda bile hakkında şikâyet dilekçesi yazılırsa, bir süre sonra o insanın çalışma hevesi kalmaz. Bugün pekçok din görevlisi meslektaşımın yaşadığı tam da bu. Bir de işin sosyolojik tarafı var. Bir köy düşünün..Oraya yeni bir imam geliyor. Daha kimseyi tanımadan dedikodular başlıyor. “Kendini beğenmiş.” “Soğuk adam.” “Bize uğramadı.” Daha yeni geldi ya kardeşim.! İnsan bir nefes alsın. Ön yargıyla karşılanan bir din görevlisinin o köye bağlanması mümkün mü? Sonra birkaç ay geçiyor. İmam tayin istiyor. Arkasından yine aynı cümle: “Bizim köyde niye imam durmuyor?” Çünkü siz durdurmuyorsunuz.! Acı ama gerçek bu. Elbette görevini ihmal eden, görevini kötüye kullanan din görevlisi varsa bunun hesabını devlet sorar. Müftülük bunun için vardır. Kimse yanlış yapanı savunmuyor. Ancak bazı vatandaşlarımızın da şunu kabul etmesi gerekiyor: Her hoşunuza gitmeyen davranış şikâyet sebebi olmaz. Her farklı karakter kötü insan demek değildir. Her imam sizin istediğiniz gibi davranmak zorunda değil. İmamı memnun etmek zorunda olmadığınız gibi, imam da herkesi memnun etmek zorunda değil.! Haksız şikâyet sadece bir dilekçe değildir. Bir insanın meslek heyecanını kırar.
Ailesinin huzurunu bozar. Psikolojisini yorar. Mesleğine olan sevgisini azaltır. Ve sonunda o köy, imamsız kalır. Din görevlileri yalnızca denetlenmez, aynı zamanda korunur. Haksız ve mesnetsiz şikâyetler karşısında personeline sahip çıkan bir yönetim anlayışı, hem imamların moralini yükseltir hem de hizmet kalitesini artırır. Vatandaş elbette şikâyet hakkını kullanmalıdır. Ancak bu hak, kişisel kırgınlıkların veya günlük beklentilerin aracı hâline getirilmemelidir. Müftülük de gerçek ihmal ile keyfî şikâyeti birbirinden ayırmalı, din görevlilerini yalnız bırakmamalı.! Vekalet ettiğim müftülüğe 12-13 numara gözlüğü ve iki bastonuyla 90’ını aşmış bir dede gelmişti yıllar önce..”Möhtü sen min?!” diye söze başlamıştı kapının önünde. “Bizim hocayı şikaata geldim.! dedi. Hoca ilhas okumuyor.!” dedi ve oturmasına izin vermeden çık dışarı dedim..! Bu kadar da olmaz. O zaman böyle davrandığıma üzülmüştüm ama şimde değil. Amerika’dan Avrupa’dan adam izne geliyor ağzında gevelediği tek şey imam.! İnsanda biraz Allah korkusu biraz da ahlak olmalı.! Lütfen çocuklarınızı yetiştirirken önce AHLAK öğretin.! Artık şu gerçeği kabul etmeliyiz: İmamı sürekli suçlayan, her hareketini didik didik eden, en küçük meselede dilekçe yazmayı marifet sanan anlayış değişmedikçe, bugün bir köy imamsız kalır, yarın bir başkası.! Sonra da herkes dönüp aynı soruyu sorar: “Niye imam gelmiyor?” Cevabı çok basit.
Çünkü bazı yerlerde imam değil, sabır tükeniyor.! Hayırlı günler diliyorum.
21 EYLÜL 2026 PAZARTESİ











